Tatlı Su Kaynakları

Genel

Su her yerdedir. Yemeklerimizde, çay ve kahvemizde; kıyafetlerimizi, arabalarımızı ve dizüstü bilgisayarlarımızı yapmak için buna ihtiyacımız var – aslında, ondan yapıldılar! İnsan vücudunun %60’ı sudur. Hayatta kalmak için suya ihtiyacımız var.

Dünya yüzeyinin %70’ı su olduğundan, hepimiz için bol miktarda olması gerektiği anlaşılıyor, değil mi? Suyun tükenmesi konusunda endişelenmenize gerek yok… değil mi? Yanlış.

Su sonlu bir kaynaktır, yani bir gün tükenebilir. Nüfus arttıkça suya olan ihtiyacımız artarken, su kaynağımız artmıyor. Küresel bir topluluk olarak hepimiz aynı kaynaktan alıyoruz. Bu demek oluyor ki hepimizin, suyu akıllıca kullanma konusunda sosyal sorumluluğumuz var. Tatlı su yaşam için gerekli olduğundan, herkesin buna eşit erişme hakkı vardır. Dünyadaki her insan, harcadığı su miktarını azaltmak için aktif adımlar atarsa, dünyadaki su kıtlığı ve kuraklığın etkisini azaltmaya yardımcı olabilir. Birleşmiş Milletler, eğer bir şeyler değişmezse, 2050 yılına kadar beş milyar insanın su kıtlığından etkilenebileceği konusunda uyardı.

Yeryüzünde su nasıl dağılmış?

Çoğu insan Dünya’nın “su gezegeni” olarak anıldığını duymuştur. Bu isim, dünyanın bol su ile dolu görüntüsünden geliyor. Uzaydan çekilen fotoğraflarda gezegenimizin karadan daha fazla suya sahip olduğunu görebiliriz.

Ancak, bu suyun yüzde 97’si tuzlu, yüzde 3’ü tatlı sudur- yani düşük konsantrasyonda çözünmüş tuz ve diğer toplam çözünmüş katı madde içerir. Dünya suyunun yüzde üçünden daha azının tatlı su olması beklenmedik ve bir şekilde akla yatkın değil. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezine göre, bu yüzde 3 su miktarının çoğuna da erişilemiyor. Tatlı suyun yaklaşık yüzde 69’u buzullarda ve buz dağlarında tutulmaktadır. Yüzde 30’dan biraz fazlası toprak altında ve kaya oyuklarında tutulan yer altı suları şeklindedir. Geri kalan yüzde 0,3, yüzey suyu ve diğer kaynaklardır. Yüzey suyu olduğu düşünülen suyun yüzde 87’si göllerde, yüzde 11’i bataklıklarda ve yüzde 2’si nehirlerde bulunmaktadır. Görüldüğü gibi, dünyada bulunan toplam suyun yüzde 99’undan fazlası insanlar ve diğer birçok canlı tarafından kullanılamaz. Bu çarpıcı farkındalık, bu kaynağı çok akıllıca kullanmamız gerektiğine işaret ediyor. Önemli bir ilk adım kendimizi ve gelecek nesil vatandaşları bu konuda eğitmektir.

Termatik tartışma

Karalara düşen yağış miktarı yılda yaklaşık 110 000 km3’tür. Bu miktarın yaklaşık yüzde 56’sı ormanlardan ve doğal alanlardan ve yüzde 5’i yağmurla beslenen tarımdan terleme ve buharlaşma yolu ile havaya iletilir. Geriye kalan yüzde 39 veya 43.000 km3, yüzey akışına (besleme nehirleri ve gölleri) ve yeraltı suyuna (besleme akiferleri) dönüşür. Bunlara yenilenebilir tatlı su kaynakları denir. Bu suyun bir kısmı altyapı kurularak nehirlerden veya yer altı su kaynaklarından çekilir. Çekilen suyun çoğu kullanıldıktan bir süre sonra çevreye tekrar iade edilir. Geri gönderilen suyun kalitesi, orijinal olarak çıkarıldığındaki kaliteden daha az olabilir.

Üç tür su çekilmesi mevcuttur: tarımsal (sulama, hayvancılık ve su ürünleri yetiştiriciliği dahil), belediye (evsel dahil) ve endüstriyel su çekimi. Dördüncü tip insani amaçlı su kullanımı, yapay göllerden veya barajlarla ilişkili rezervuarlardan buharlaşan sudur.

Küresel düzeyde, su çekme oranları yüzde 69 tarım, yüzde 12 belediye ve yüzde 19 sanayi içindir. Bununla birlikte, bu rakamlar, çok yüksek su çeken birkaç ülke ortalamasıdır. Her bir ülkenin su çekim ortalaması alındığında, sırasıyla yüzde 59, 23 ve 18 oranları bulunur.

Tarım için çekilen suyun miktarı, büyük ölçüde hem iklime hem de tarımın ekonomideki yerine bağlıdır. Mesela, Afrika ve Asya’da bu değer yüzde 80 iken, Avrupa’da yüzde 20’nin biraz üzerindedir.

Kıyı bölgeleri, büyük şehirleri ve geniş tarım alanları ile dünyadaki en yoğun nüfuslu alanlar arasındadır. Bu nedenle, bu bölgelerin birçoğu içme, ev ihtiyaçları, tarım ve tatlı suya bağımlı endüstriler için önemli miktarda tatlı su gerektirir. Bu talebin karşılanması, özellikle belirgin bir kuraklık süresi olan alanlarda zor olabilir. Bazı kıyı bölgelerinde yeraltı suyu güvenilir bir tatlı su kaynağı sağlar. Bununla birlikte, birçok deltada yeraltı suyu tuzlu veya kirlidir ve içme suyu olarak uygun değildir. Burada insanlar kuraklık döneminde su temini için yüzey suyuna bağımlıdır, bu da yüzey suyu kirliliğe ve hastalıklara karşı savunmasız olduğu için sağlık risklerine yol açabilir.

Dünyanın tatlı suyu tükeniyor mu?

Dünya yüzeyinin %70’inin su olduğu ve bu hacmin sabit kaldığı göz önüne alındığında (1.386.000.000 kilometreküp), su sıkıntısı nasıl mümkün olabilir? Bunun %97,5’i insan tüketimi için uygun olmayan deniz suyudur. Hem nüfus hem de sıcaklıklar sürekli artıyor, yani sahip olduğumuz tatlı su şiddetli baskı altındadır.

Dünya genelinde su talebinin 2000-2050 yılları arasında %55 oranında artacağı öngörülmektedir. Talebin büyük bir kısmı küresel tatlı su kullanımının takriben %70’ini oluşturan tarımdan kaynaklanıyor ve gıda üretiminin de 2035 yılına kadar artan nüfusu beslemek için %69 oranında büyümesi gerekmektedir. Enerji santrallerinde soğutma için kullanılan enerji içerikli çekilen su miktarının %20’nin üzerinde artması bekleniyor. Başka bir deyişle, yakın gelecek, büyük bir tatlı su tüketimini göstermektedir.

Buna karşın, Nasa liderliğindeki bir araştırmaya göre, dünyanın tatlı su kaynaklarının çoğu yenilenmelerinden daha hızlı tüketiliyor.

Nasa’nın kıdemli su bilimcisi Jay Famiglietti, “yer altı su tabakası seviyesinin bütün dünyada düşmekte olduğu konusunda uyardı. Sonsuz bir su kaynağı yok.” Bu durum kum çakıl tabakaları üzerinde oturan şehirlerde çökmelere neden oluyor.

Türkiye’nin su kaynakları

Su, Türkiye ekonomisinin ve çevresinin önemli bir bileşenidir. Ekonomik üretime katkısının yanı sıra, su ve bununla ilgili ekosistemler (ör. Göller, sulak alanlar, kıyı bölgeleri vb.) taşkın koruması, kirliliğin azaltılması ve biyolojik çeşitliliğin korunması gibi çok çeşitli faydalar sağlar.

Türkiye’nin ortalama yıllık yağış miktarı 643 mm’dir ve bu da 501 milyar metreküp(MMK) su demektir. Bunun 274MMK’ü buharlaşır ve 69MMK akiferlere sızar ve böylece su bütçesinden kaybolur. Toplam miktarın 158MMK’sı yüzey suyu olarak nehirler ve göller ile karışır. 7MMK komşu ülkelerden gelirken, 41MMK yüzey suyuna katkıda bulunan yeraltı sularından geri kazanılarak su bütçesine dahil olurlar. Türkiye’nin toplam su potansiyeli 234MMK’dır, ancak ülkenin ekonomik ve teknik kısıtlamaları göz önüne alındığında, yıllık kazanılabilir su potansiyeli 110MMK olarak bu değerin yarısından az olarak hesaplanmaktadır. Kalkınma Bakanlığı’nın 2014 planına göre, Türkiye şu anda kazanılabilir su potansiyelinin %39’unu kullanıyor

Sulama, su kullanımının çoğunluğunu-%73- oluşturmaktadır. %16’sı içme suyu ve %11’i sanayide kullanılmaktadır. 2012 yılında sulama için 36MMK, evsel su için 7MMK ve sanayi için 7MMK kullanılmıştır. Toplam 50MMK su kullanım miktarı, Türkiye’nin toplam su potansiyelinin %44,6’sına eşdeğerdir.

2023 yılında su tüketiminin 112MMK olacağı tahmin edilmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan projeksiyonlara göre, Türkiye’nin nüfusu 2030’da yaklaşık 100 milyona ulaşacak ve su potansiyeli kişi başına yıllık 1.652m3’ten 1.244m3’e düşecek. Ülkeleri kişi başına düşen su potansiyeli açısından sınıflandıran Falkenmark Endeksi’ne göre, Türkiye kişi başına 1.000-1.500m3 su potansiyeline sahip olduğu için “su sıkıntısı çekmektedir”. Aynı ölçeğe göre, eğer Türkiye’nin kişi başına su potansiyeli 1.000m3’ün altına düşecek olsaydı, ülke ‘suyu kıt’ olarak kabul edilecek ve su kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacak önlemler gerekli olacaktı..

  • Yüzey suları

Türkiye, hidrolojik özelliklerine karşılık gelen 25 havzaya ayrılmıştır. Çoğu nehir Türkiye’den doğmaktadır ve 120’den fazla doğal göl, 293 baraj ve 1.000 küçük baraj rezervuarı bulunmaktadır. Havzalarda yıllık ortalama akış 186MMK’dır. Türkiye’nin su potansiyelinin %8,4’üne sahip Fırat-Dicle Nehri Havzası, hem yüzey alanı hem de su potansiyeli açısından en büyük havzadır.

  • Yeraltı suları

Yukarıda belirtildiği gibi, Türkiye’nin toplam kullanılabilir su potansiyeli 112MMK olup bunun 98MMK’sı yüzey, 14MMK’sı yeraltı suyudur. Türkiye’nin sulanabilir alanının yaklaşık %20-25’i yeraltı suyu ile sulanmaktadır. Yeraltı suyu kullanımının sanayideki payı %48’dir.

Yeraltı suyu kaynakları 1962 Yeraltı Suları Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu yasa uyarınca yeraltı suyu kaynakları devletin yetkisi altındadır. Bu suların korunması, araştırılması, tescili ve kullanımı da bu kanun kapsamındadır. Her kuyu kaydedilmelidir, ancak lisanssız kuyu kazma kontrolü zordur. Dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi, Türkiye’deki yeraltı suyu kaynakları büyük ölçüde sulama için kullanılmaktadır. Yeraltı suyu çekimlerini izlemek ve aşırı kullanımı önlemek için 2011 yılında bir yeraltı suyu ölçüm düzenlemesi yapılmıştır. Bu düzenlemenin etkili bir şekilde uygulanması, lisanssız kuyuların varlığı, kuyuların yasadışı kullanımını önlemenin zorluğu, iklim ve yağış modellerinin değiştirilmesi gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıyadır. Bu zorluklara rağmen, düzenleme yeraltı suyu kaynaklarının korunması ve yönetiminde ileriye doğru atılmış önemli bir adımdır.

Su kaynakları hem nicelik hem de nitelik açısından güçlü bir baskı altındadır. Ülke genelinde su kaynakları zaman ve mekanda eşit olmayan bir şekilde dağılmıştır ve nehirler iklim koşulları ve topografyadaki farklılıklar nedeniyle genellikle düzensiz akışlara sahiptir.

Yüzeysel ve yeraltı suyu kaynakları Türkiye’nin kentleşmiş ve sanayileşmiş batı kesiminde oldukça sınırlıdır. Buna ek olarak, son çalışmalar yakın gelecekte Türkiye’nin yağış düzenleri açısından daha sıcak, daha kurak ve istikrarsız hale geleceğini göstermektedir, bu da suyun kaçınılmaz olarak çok hassas ve kritik bir konu olacağı anlamına gelmektedir. Yukarıdaki faktörlerin, nüfus artışıyla birlikte (2030 yılına kadar 100 milyon kişi), birçok alanda suyun kullanılabilirliğini azaltması beklenmektedir. Bu özellikle suyun kullanılabilirliğinin 1000 m3 / kişi’den az olduğu Marmara Havzası, K. Menderes Havzası ve Asi Havzası gibi havzalar için önemlidir. Ayrıca, arıtılmamış atık suyun kentsel ve endüstriyel alanlarda deşarjından kaynaklanan su kirliliği, büyüyen ekonomiyle ilişkili bir diğer sorundur.

Türkiye’deki tatlı su üretim fiyatı (20 ABD Doları / m3), yüksek gelirli ülkelerin (47 ABD Doları / m3) ve bölgenin Beyaz Rusya ve Bosna Hersek gibi bazı üst orta gelirli ülkelerinkine (50 ABD Doları) kıyasla düşüktür(Dünya Bankası, 2016). Suyun en büyük kullanıcısı olarak, tarımın geniş sulama sistemleri vardır, ancak mevcut sulama uygulamaları çok verimli değildir. Sulama sistemlerindeki su dağıtım sistemleri, klasik açık kanallardan ve kanaletlerden oluşur, bu da sızıntı ve buharlaşma nedeniyle yüksek kayıplara neden olur. Benzer şekilde, çiftlik düzeyinde, düşük su verimliliğine sahip yüzey sulama yöntemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Sulama verimliliğinde önemli bir iyileşme olmazsa, su mevcudiyeti Türkiye için ciddi bir sorun haline gelebilir.

Dünya Bankası’nın 2014 yılında yürüttüğü tanısal bir analize göre, suyun ulusal büyümeye ekonomik katkılarından, su kaynaklarının yönetiminde rakip kullanıcılar arasında ödünleşime, su fiyatlandırması ve maliyetin geri kazanımına, tükenmeden kaynaklanan su kaybını telafi etmek veya dengelemek için yatırımları planlanmaya ve öncelik sıralarını tayin etmeye kadar, su kaynakları yönetimi ile ilgili çok çeşitli politika soruları vardır.

Türkiye Güvenlik Açıkları – Su için gelecek projeksiyonu

Çalışmalar, Türkiye’nin su güvenliği tehdidi en yüksek seviyede bulunan Avrupa ülkelerinden biri olduğunu göstermektedir. Hızla artan nüfusun ve yükselen sıcaklıklarla ilişkili potansiyel kuraklığın, bu sorunu artırması muhtemeldir. Akışlarda %-52 ile %-61 arasındaki değişim tahmin edilmekte ve havzalardaki yüzey sularında 2030, 2050 ve 2100 için %20, %35 ve %50 azalma raporlanmaktadır. 2100 yılına gelindiğinde Türkiye, güney Akdeniz bölgelerinde artan su stresine yol açabilecek kurak alanların genişlemesini yaşayabilir.

İklim değişikliğinin doğu Akdeniz ve Ortadoğu bölgesinin su kaynakları üzerindeki olası etkileri, 2040-2069 ve 2070-2099 yağış simülasyonları ile 1961–1990 yıllarındakini karşılaştıran, yüksek çözünürlüklü bölgesel iklim modeli (PRECIS) kullanılarak araştırılmıştır.

Bu çalışmada, iç su kaynaklarında öngörülen değişikliğin, yağışta öngörülen değişim ile aynı olduğu varsayılmıştır. Türkiye, kırsal alanda aktif bir nüfusa sahiptir ve ekonomik olarak aktif nüfusunun %43’ü, yaklaşık 15 milyon kişi tarımda çalışmaktadır (2014). Yağış ve su kaynaklarının yüzyılın ortalarında %11, yüzyılın sonunda %12 oranında ılımlı bir düşüş yaşayacağı tahmin ediliyor. Ülke için su kaynakları bir bütün olarak göreceli bol kalırken, Türkiye hala, orta yüzyılda kişi başına düşen su kaynaklarının yaklaşık üçte bir oranında azalmasıyla karşı karşıyadır. Bu nedenle Türkiye’nin tarım sektörü daha fazla suyu verimli kullanmaya zorlanacak ve bu artan verimliliğe rağmen, muhtemelen bu sektördeki istihdam, gerilemeye devam edecektir. Bu gerilemeye rağmen, Türkiye’nin büyük arazi alanı, büyük kırsal nüfusu ve nispeten büyük su kaynakları, su kıtlığı olan bölgesel çevreye su ihraç etmesine izin vereceği için büyük bir net tarım ihracatçısı olmaya devam edecektir.

Güney Avrupa’da (İspanya ve kuzey İtalya) 21 yüzyılda potansiyel yeraltı suyu beslenmesinde önemli düşüşler beklenirken, Kuzey Avrupa’da (Danimarka, Güney İngiltere, Kuzey Fransa) sürekli artmalar öngörülmektedir. Akdeniz’in güney kenarı boyunca, 2050’lerde potansiyel yeraltı suyu beslemesinde % 70’den fazla düşüş olacağı, iki emisyon senaryosu altında iki iklim modelinden (ECHAM4, HadCM3) çıktı kullanılarak simüle edilmiştir.

Fırat ve Dicle nehirleri

Fırat – Dicle Havzası Ortadoğu’nun iki önemli karla beslenen nehrine ev sahipliği yapıyor ve su kaynakları Türkiye, Suriye, Irak ve İran gibi havza ülkelerinde hidroelektrik enerji üretimi, sulama ve evsel kullanım için kritik önem taşıyor. Fırat akışının yaklaşık %90’ı ve Dicle akışının %46’sı Türkiye’den gelmektedir. Farklı model ve senaryo simülasyonlarına dayanarak, Fırat – Dicle havzası ülkelerinde sıcaklık, yağış, kar örtüsü ve nehir deşarjında gelecekteki değişikliklerin tahminleri yapılmıştır. Bu projeksiyonlardan aşağıdaki sonuçlara varılmıştır:

  • Sıcaklık: Tüm senaryo simülasyonları Fırat-Dicle havzasının tamamında yüzey sıcaklığı artışlarını göstermektedir. Kışın yaylalarda artış nispeten daha fazladır. Yaylalardaki yıllık yüzey sıcaklığındaki artış 2041-2070 için 2,1 ° C (daha düşük emisyon senaryosu, B1) ile 4,1 ° C (daha yüksek emisyon senaryosu, A1FI) arasında değişirken, 2071 için 2,6 ° C ve 6,1 ° C arasında değişmektedir. 2099. Soğuk mevsim sıcaklık artışı, kar örtüsünü azaltarak ve yüzey akışının mevsimselliğini değiştirerek bölgesel hidrolojik döngüyü büyük ölçüde etkileme potansiyeline sahiptir.
  • Yağış: Yağışın daha önce gösterildiği gibi yaylalarda ve kuzey kesimlerinde azalması ve güney kısımlarında artması beklenmektedir. Yağışlardaki değişiklikler, simulasyonların çoğunda havzanın geniş alanlarında istatistiksel olarak anlamlıdır. Mevcut yüzyılın sonuna kadar yaylalarda öngörülen yağış düşüşü, yüksek emisyon senaryosu (A1FI) altında %33 ve A2 senaryosu altında %6-24’tür. Yaylalardaki kar suyu eşdeğer yağışının B1 senaryosu için %55, A2 senaryosu için %77-85 ve A1FI senaryosu için %87 azalması öngörülmektedir.
  • Nehir debisi: Türkiye toprakları, iklim değişikliğinin havzadaki diğer ülkelerin topraklarına kıyasla muhtemelen daha olumsuz doğrudan etkilerini yaşayacaktır. Yıllık yüzey akışının bu yüzyılın sonuna kadar Türkiye topraklarında %26-57 oranında azalması öngörülmektedir. Kuyuların çoğu bu bölgede bulunduğundan, havzadaki diğer tüm ülkelerin yirmi birinci yüzyıl boyunca azalan sular için stres hissetmesi beklenmektedir.

Bu sonuçlar, Türkiye’de 2040–2069 arasında, yıllık Fırat – Dicle nehirleri debisinin %12 azalacağını (IPCC A1B senaryosu) ve Fırat Nehri’nin debisinde bu yüzyılın sonuna kadar %29–73 oranında bir düşme (bir dizi model ve emisyon senaryosu) olacağını gösteren diğer model çalışmaları ile de doğrulanmaktadır.

SRES A2 emisyon senaryosu altında 2071–2100 dönemi için bölgesel iklim modeli, 1961–1990 ile karşılaştırıldığında, Türkiye’nin güneydoğusundaki simüle edilen sonbahar mevsimi yağışlarındaki önemli artışın (% 48), kış açığını dengelemeye yardımcı olacağını ve dolayısıyla yıllık döngü boyunca net değişimi azaltacağı sonucunu vermektedir. Bununla birlikte, bu alanda toplumsal riskler yüksek ve uyum kapasitesi düşüktür, bu da su kaynakları üzerindeki potansiyel çatışmaları ve stresi artırır

KAYNAK:

bbc.com

https://pennyappeal.org/news/

water.fanack.com/ turkey

USGS Science for a cahanging World, Where is Earth’s Water?, ugps.org

Valuing water resources of Turkey, worldbank.org, 16 September, 2016

National Gographic, RESOURCE LIBRARY | EDUCATOR GUIDE

The7!Percent.org The World’s Fresh Water Sources

Climatechangepost..com, latest updata May 20th, 2020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: