İhracat tabanlı büyümenin sonu mu geldi?

Rusya’nın çöküşü ile, kalkınma için komünist modelin başarısız olduğu herkes için netleşti.

Tüm dünyada, uluslar bu modelin tek alternatifinin üzerine sıçradı – kapitalist serbest piyasa modeli. Gelişim için standard stratejiler ve reçetelerin bir koleksiyonu olan Washington Uzlaşması, yaygın olarak kabul edilir oldu. Son kırk yıldır Washington Uzlaşması ekonomik kalkınmaları yönetmiştir. Bu yaklaşım 1970 sonlarında, yerli kapasitelerin yerli kullanım için geliştirilmesini vurgulayan ithalat ikamesi sisteminin yerini alarak büyük başarı kazandı.

Washington Uzlaşması, IMF, Dünya Bankası, AB ve ABD’de ki önde gelen iktisatçılar ve uluslararası kuruluşlar tarafından desteklenen bir dizi geniş serbest piyasa ekonomik fikirlerini ifade eder ve esas olarak, serbest ticareti, dalgalı döviz kurlarını, serbest piyasaları ve makro ekonomik istikrarı savunur.

John Williamson tarafından düzenlenen 1989 yönlendirme yazısındaki on önemli tavsiye, savunucuların ve uzmanların kafasında, kapitalist ekonomik kalkınma için bir manifesto oldu. Moises Naim’in (2000) sözleriyle terim;”kısa zamanda hayat edinerek, dünya çapında tanınan bir marka haline geldi ve orijinal niyet ve içeriğinden bağımsız kullanılır oldu”. Onun savunucularına göre Uzlaşma, Latin Amerika ülkelerini uzun süreli askeri diktatörlükten döndüren, siyasi demokrasiler için en uygun olan ekonomik serbestleşme doktrinini yansıtmaktadır (Williamson, 1993).

Onun muhaliflerine göre ise, Williamson’un kendisinin de daha sonra not ettiği gibi(2002), UZLAŞMA adil değildi, “Washington merkezli uluslararası finans kurumlan tarafından şansız ülkelere empoze edilen neoliberal politikalar kümesi” idi ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde aşağıdaki sorunlara yol açmaktaydı.

Washington Uzlaşmasının birinci temel sorunu ekonomik kriz eğilimidir. Ekonomik krizlerin on yılı nedeniyle-1994 yılında Meksika, 1997 yılında Doğu Asya, 1998 yılında Rusya, 1999 yılında Brezilya, 2000 yılında Arjantin ve Türkiye’nin, 2008 yılı dünyanın ekonomik krizleri önlenememiştir.

İkinci temel sorunu, ekonomik büyüme sağlamadaki başarısızlığıdır. Washington Uzlaşmasının etkin olduğu dönemde, düşük ve orta gelirli ülkelerde büyüme hızı sistematik olarak yavaşlamıştır.

Üçüncü bir temel sorunu, Washington Uzlaşması tedbirlerinin yapılandırılması, endüstrileşmiş veya gelişmekte olan ülkelerde, gelir dağılımını kötüleştirmiştir.

Nitekim bunları dikkate alan, “1990’larda Ekonomik Büyüme: Reformun on yılından öğrenilenler” başlıklı Dünya Bankası raporunun ana mesajı,” bir tek evrensel kurallar kümesi yoktur.” Bizim formüllerden uzaklaşıp ‘en iyi uygulamalar’ için arama yapmamız gerekiyor. Washington Uzlaşması’nın “bir beden bütün politikalara uyar” saptaması, başarısızlığa mahkûm oldu. Zira bir ülkede çalışan politikalar diğerlerinde çalışmayabilir, olmuştur.

Böylece, Washington Uzlaşması uygulamasının üstünlük döneminde sadece büyüme yavaşlamamış aynı zamanda ülke içi ve ülkeler arasında gelir eşitsizliği de artmıştır(Denninger ve Squire, 1996; Milanovic, 1999; Lustig ve Deutsch, 1998). Kamu sektörü çalışanları özelleştirme ile hırpalanmış, özel sektör çalışanları küreselleşmenin sürekli baskılarına maruz kalmışlardır. Ve her ikisi de fiyat istikrarının güçleri (mali ve parasal kemer sıkma) ve işgücü esnekliği tarafından hırpalanmışlardır. Bu politik yapılandırma altında çalışanların -sendikalı veya değil- kaçınılmaz olarak yükselen üretkenlik yararları dışında bırakılmaları eğilimi hakimdir.

Basit ihracata dayalı büyümenin temel teorik eleştirisi, bütün ülkelerin diğer ülkelerdeki talep büyümesine dayanarak büyüyebilir farz etmesidir(Blecker,2001). Küresel takip edildiğinde, ülkeler diğerlerindeki talep genişlemesi arkasında büyümeye çalışırlar ve bu durumun sonucu küresel arz fazlası ve deflasyondur. Sanayileşmiş ülkeler arasında ihracata dayalı büyüme sorunu bir ülkenin diğerinden talep çalmasıyla “talep avcılığı” şeklindedir. Gelişmekte olan ülkeler arasında sorun daha farklıdır. Bu ülkeler gelişmiş ülke pazarlarında satmak için her diğeri ile rekabet eder ve bir ülke ihracatını artırmayı becerdiğinde, bunu genellikle başka gelişmekte olan ülkenin ihracatını boğmakla yapar.

Bir veya hatta birkaç ülke tarafından benimsendiği zaman ihracata dayalı kalkınma çalışabilir, ancak herkes tarafından benimsendiği zaman sıfır toplamlı bir boyut kazanıyor. 2008 yılındaki krizin ardından, küresel ticaret hacminde keskin bir düşüş oldu. Her ne kadar, daha sonra bir düzelme olmuşsa da, halen küresel ticaret rakamları durgun kalmaktadır ve insanlar ve kurumlar öylesine borçlandılar ki ihracatı artırmak çabaları bir hayli zorlukla karşılaşacaktır.

Ancak bütün bunlar, elbetteki ihracatı terk edelim anlamına gelmez. Ülkeler her zaman ihtiyaç duyulan ithal girdiler ve üretmedikleri nihai malların ödemeleri için ihracata ihtiyaç duyacaktır. İhracat her zaman, sermaye malları ve diğer gerekli kaynakların ithalatını ödemek için ülkelere olanak vererek, gelişme için önemlidir. Ancak sorgulama ihracatın, gelişmeyi çarpıtan ve geciktiren bir şekilde baskın olarak politikanın odak noktası olmasından kaçınılmasıdır. Çünkü bu durum, ücretlerin bastırılması; emek, çevre ve sosyal standartların uygulanmaması; iş düzeninin bastırılması; vergi yüklerinin emek gelirleri üzerine kaydırılması; yargısız ihracat işleme bölgeleri oluşturulması; kural dışı ticari işlemlerin görmemezlikten gelinmesi ve finansal istikrarsızlık oluşturan rekabet devalüasyonları kombinasyonlarını yaratmaktadır.

:YENİ SİSTEM İÇİN NELER SÖYLENEBİLİR:

  1. Devlet daha müdahaleci olmalı mı?

Birçok ülkede IMF’nin Yapısal Uyum Programlarını yürüten Profesör Jeffery Sachs şunları söylüyor:

“Bir serbest piyasa ekonomisi kendi başına yeterli değildir. Piyasa ekonomisi ile iki yüzyıllık deneyimin önemli bir dersi, piyasa güçleri ve hükümet eylemlerinin verimlilik, adalet ve sürdürülebilirlik üçlü hedefine ulaşmak için bir arada gerekli olmasıdır. Pazarın kendisi bu üç hedefe ulaşmak için donanımlı değildir. Piyasa sistemi, bu üç hedefi başarmak ve altyapı, bilimsel araştırma ve piyasa regülasyonu gibi kamu katkılarını sağlamak için hükümet kurumlan ile tamamlanmalıdır (The Price of Civilization 2011)”

2. Bazı sektörler için korumacılık gerekir mi?

Küreselleşmenin kaçınılmazlığına ve faydalarına olan bir inanç, ülkelerin ekonomilerini açmaları görüşüne yol açmıştır. Tersine, küreselleşmenin olumsuz etkilerinin potansiyel yararlarından daha fazla olduğu ve bu nedenle ülkelerin daha korumacı olmaları inancında olanlar da vardır.

Bazı sektörlerin korunmasını destekleyen politika araçları; gümrük vergileri, kotalar, döviz kontrolleri ve diğer unsurların bir karışımıdır. İthalat kısıtlamaları bir kısım üretimi diğer ülke üreticilerinin rekabetinden korumak içindir. Bunu savunanlara göre; bir ülke onları üretmek için kapasite oluşturmaksızın imal ettiklerini ihraç edemez. Ve kapasite ise korumacılık olmadan inşa edilemez.

O zaman gerekli olan korumacı politikalarının uygulanması için farklı bir yaklaşımdır. Zira, aynı zamanda ihracat teşvikleri de gerekmektedir. Aslında birbirini dışlaması gerekmeyen bu iki politikaya, iki yönlü bir yaklaşıma ihtiyaç vardır(Jha, 2008). Masina(2006) tarafından belirtildiği gibi, ekonomik açıdan başarılı olan Doğu Asya ülkeleri kendi ulusal sanayi stratejilerine uygun seçici korumacılık ve ihracatı teşvik politikalarını bir arada kullandılar. Özellikle, tarife ve kotalar şeklinde ithalata karşı korunma, belirli sanayi kuruluşları için kısıtlı süre veya ihracat yükümlülükleri ile sınırlı oldu. Öyle görünüyor ki, politika yapıcılar ve araştırmacılar için bu tartışmalar sürecektir.

3. Yerli talebe dayalı büyüme modeli bir çözüm mü?

Zor olmakla birlikte, teknolojik yeniliklere dayanarak, ihracat tabanlı büyümeden iç talebe dayalı büyümeye geçmek ve böylece milyonları yoksulluktan, mutlu edecek orta sınıfa yükseltmek.

Bu bağlamda Yerli Talebe Dayalı Büyüme modeli, yabancı talebe ve sermayeye aşırı bağımlılığın, kriz etkisi altındaki ekonomilerin temellerini zayıflattığını vurgular.

Ancak bu düzeni yaratmak için, ulusal ve uluslararası düzeyde atılması gereken çok fazla adım vardır.

İlk olarak, bazı ülkeler halen çok iyi çalışan ve henüz başarısızlığı kanıtlanmamış bir stratejiden vazgeçmek istemezler(misal, Almanya, Japonya, vs.). Bir politika başarılı olursa, siyasi hesabı, o başarısız olmadıkça terk edilmesinin mümkün olmadığını göstermektedir. Terk, siyasi zorlayıcı olmayan, varsayımsal gelecek büyük maliyetlerden kaçınmak için şu andaki maliyet anlamına gelir. İkinci olarak, hiçbir ülkenin bireysel olarak ihracata dayalı büyümeyi terk edip bu tür politik tedbirleri benimsemeye, bunu yapan tek ülke olma korkusuyla, dürtüsü vardır. Yeni bir büyüme modeline küresel bir kayma olması için tek yol; döviz kurları, ve iş gücü, vergi ve çevre rekabet standartları üzerinde çok uluslu kuralları kurmak ve uygulanmalarını zorlamaktır. Ancak, bu tür kural ve standartların üzerinde anlaşmaya varmak kısa vadede zor görünmektedir.

4. Gelir eşitsizliğindeki artış önlenebilir mi?

Mevcut sistemin geçerli olduğu 70’li yıllardan bugünlere geçen sürede, pek çok ülkede gelir dağılımı eşitsizliği artmış ve günümüzde neredeyse en yüksek noktaya erişmiştir. Şili, Arjantin, Amerika ve Türkiye, bu konuda başı çekerlerken, İskandinav ülkelerinde daha ılımlı bir artış oluşmuştur. Ülkelerin geleceği için büyük sıkıntılar oluşturabilecek bu durumun; vergiler , transferler ve diğer araçlarla düzeltilmesi, büyük önem taşımaktadır.

KAYNAKÇA:

Thomas L. Palley, New America Foundation, Working Paper No. 675,

The Express Tribune, September 21st, 2015. tarihli makale,

Manu, Franklyn A., Journal of International Business and economic

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: