Kısaca, Türkiye’nin Güncel Ekonomik Sorunları
Türkiye’nin ekonomisi, son on yılda hızlı büyüme, dış yatırım ve genç nüfusun avantajıyla birlikte, aynı zamanda derin yapısal ve makroekonomik zorluklarla da karşı karşıya kaldı. Aşağıdaki tablo, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en kritik sorunları, bunların kökenlerini ve olası çözüm yansımalarını özetlemektedir.
| Sorun | Ana Nedenleri | İyileştirme Perspektifi | |
| 1 | Yüksek Enflasyon | • Para arzı genişlemesi • Döviz kurlarındaki dalgalanma • Dıştaki fiyat baskıları (gıda, enerji) • Yapısal fiyat kontrollü sektörlerde talep fazlası | • Para politikası sıkılaştırma (faiz artırma) • Tüketici ve üretim fiyatları üzerinde uzun vadeli stabilite sağlama • Fiyat destekleme mekanizmalarının azaltılması |
| 2 | TL’nin Değer Kaybı | • Yüksek enflasyon ve düşük reel faiz oranları • Dış borçların büyümesi • Gümrük ve cari açık sorunları • Yatırımcı güveninin azalması | • Dış borçlanmanın yeniden yapılandırılması • Kredi ve tasarruf oranlarının yükseltilmesi • İhracat odaklı büyüme stratejileri |
| 3 | Cari Açığın Yüksekliği | • İhracatın düşük büyümesi • İthalata duyulan yüksek talep (gıda, enerji) • Kısa vadeli döviz borcu | • İhracat çeşitliliğinin artırılması • İthalat alternatifi ve yerli üretimin desteklenmesi • Rekabet avantajı yaratacak Ar-Ge yatırımlarının teşvik edilmesi |
| 4 | Yüksek Kamu Borcu ve Finansal Sürdürülebilirlik | • Devlet harcamalarının genişlemesi • Kısıtlı vergi tabanının genişlemesinin yetersizliği • Yüksek faiz ödemeleri | • Vergi tabanının genişletilmesi (dijital vergiler, varlık vergileri) • Harcama disiplininin sağlanması (mühendislik proje yönetimi, altyapı verimliliği) |
| 5 | İstihdam ve İşsizlik | • Genç nüfusun yüksek oranı • Yüksek eğitim eksikliği • İstihdam yapısının yetersiz olması (serbest meslek ve kısıtlı üretim sektörü) | • Mesleki eğitim ve öğretim programlarının iyileştirilmesi • Küçük ve orta ölçekli işletmelere (KOBİ) yönelik kredi ve vergi teşvikleri |
| 6 | Yapısal Reform Eksikliği | • Yüksek bürokrasi ve kısıtlayıcı yasal düzenlemeler • Hukuki sistemde belirsizlik • Kurumsal zayıflık | • Hukukun üstünlüğü ve şeffaflık için reformlar • Rekabet ortamının güçlendirilmesi (pazar giriş engellerinin azaltılması) |
| 7 | Enerji Bağımlılığı ve Fiyat Dalgalanmaları | • Yüksek ithalat tabanlı enerji tüketimi • Dışarıdan gelen petrol ve doğal gaz fiyatları | • Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması • Enerji verimliliği programları |
| 8 | COVID‑19’in Ekonomiye Etkisi | • Küresel tedarik zinciri bozulmaları • Seyahat ve hizmet sektöründeki daralma • Artan sosyal güvenlik harcamaları | • Ekonomik toparlanma paketleri (ESG odaklı yatırım) • Dikey tedarik zincirinin güçlendirilmesi |
Kısaca: Türkiye’nin ekonomik sorunları çok boyutlu ve derin yapısal temellere dayanıyor. Çözüm önerileri ise hem makroekonomik disiplin (para, maliye politikaları) hem de yapısal reformlar (hükümet, hukuk, eğitim, enerji) üzerinden ilerlemelidir. Politikacıların, yatırımcıların ve kamuoyunun ortak çabası, bu zorlukları aşmada kritik rol oynayacaktır.
********************************************************
Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, II. Çeyrek: Nisan-Haziran, 2025
Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 2025 yılı ikinci çeyreğinde %4,8 arttı
GSYH 2025 yılı ikinci çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %4,8 arttı.
İnşaat sektörü 2025 yılının ikinci çeyreğinde %10,9 arttı
GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2025 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; inşaat sektörü toplam katma değeri %10,9, bilgi ve iletişim faaliyetleri %7,1, sanayi sektörü %6,1, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri %5,6, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri %5,4, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar %3,0, finans ve sigorta faaliyetleri %2,6, gayrimenkul faaliyetleri %2,6 ve diğer hizmet faaliyetleri %2,1 arttı. Tarım sektörü %3,5, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri ise %1,2 azaldı.
GSYH, iktisadi faaliyet kollarına göre A10(1) düzeyinde büyüme hızları, II. Çeyrek: Nisan-Haziran, 2025

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre %1,6 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2025 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %4,6 arttı.
GSYH büyüme hızları, II. Çeyrek: Nisan-Haziran, 2025

GSYH 2025 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla 14 trilyon 578 milyar 556 milyon TL oldu
Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tahmini, 2025 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %43,7 artarak 14 trilyon 578 milyar 556 milyon TL oldu. GSYH’nin ikinci çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 377 milyar 622 milyon olarak gerçekleşti.
GSYH sonuçları, II. Çeyrek: Nisan-Haziran, 2025

Hanehalkı nihai tüketim harcamaları 2025 yılının ikinci çeyreğinde %5,1 arttı
Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2025 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak %5,1 arttı. Devletin nihai tüketim harcamaları %5,2 azalırken gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise %8,8 arttı.
Mal ve hizmet ihracatı 2025 yılı ikinci çeyreğinde %1,7, ithalatı ise %8,8 arttı
Mal ve hizmet ihracatı, 2025 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak %1,7, ithalatı ise %8,8 arttı.
Harcama yöntemiyle GSYH bileşenlerinin büyüme hızları, II. Çeyrek: Nisan-Haziran, 2025

İşgücü ödemeleri 2025 yılı ikinci çeyreğinde %42,0 arttı
İşgücü ödemeleri, 2025 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %42,0 arttı. Net işletme artığı/karma gelir %46,3 arttı.
İşgücü ödemelerinin Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı %38,4 oldu
İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yılın ikinci çeyreğinde %38,8 iken, bu oran 2025 yılında %38,4 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise %39,5 iken %40,2 oldu.
Gelir yöntemiyle GSYH bileşenlerinin Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payları, II. Çeyrek: Nisan-Haziran, 2025

Kaynak: TUİK Haber Bülteni
…………………………………………………………………………………………………………………………
Kazanç Yapısı İstatistikleri, 2023
Aylık ortalama kişi başı brüt kazanç 26 402 TL oldu
Çalışmanın referans dönemi olan 2023 Kasım ayında aylık brüt asgari ücret 13 bin 414,5 TL’dir. Kazanç yapısı istatistiklerine göre, aylık ortalama kişi başı brüt ücret-maaş 23 bin 789 TL olarak gerçekleşti. Ücretli çalışan erkekler aylık ortalama 24 bin 11 TL brüt ücret-maaş alırken, kadınlar 23 bin 344 TL brüt ücret-maaş aldı.
Aylık ortalama kişi başı brüt kazanç 26 bin 402 TL olarak gerçekleşti. Ücretli çalışan erkekler için aylık ortalama brüt kazanç 26 bin 638 TL olurken, kadınlar için 25 bin 931 TL oldu.
Aylık ücretli çalışılan saat 200 olarak gerçekleşti. Erkeklerde aylık ücretli çalışılan saat 205 olarak gerçekleşirken kadınlarda 190 saat olarak gerçekleşti.
Saatlik ortalama brüt ücret-maaş 119 TL olarak gerçekleşti. Ücretli çalışan erkekler saatlik ortalama 117 TL brüt ücret-maaş alırken, kadınlar 123 TL brüt ücret-maaş aldı.
Yıllık ortalama brüt kazanç 305 784 TL oldu
Yıllık ortalama brüt kazanç 305 bin 784 TL oldu. Bu değer, erkeklerde 314 bin 242 TL ve kadınlarda 289 bin 720 TL oldu.
En yüksek kazancı yükseköğretim eğitim düzeyine sahip olanlar elde etti
Kazanç düzeylerinin hem erkeklerde hem de kadınlarda eğitim durumu ile birlikte yükseldiği görüldü. Eğitim durumuna göre en yüksek yıllık ortalama brüt kazancı yükseköğretim eğitim düzeyine sahip olanlar elde etti. Bu eğitim düzeyinde yıllık ortalama brüt kazanç erkeklerde 431 bin 364 TL, kadınlarda ise 354 bin 149 TL oldu.
En yüksek yıllık ortalama brüt ücret-maaşı yükseköğretim eğitim düzeyine sahip olanlar elde ederken, bu eğitim düzeyinde erkeklerin brüt ücret-maaşı 364 bin 370 TL, kadınların ise 301 bin 73 TL olarak gerçekleşti.

En yüksek kazanç finans ve sigorta faaliyetleri sektöründe gerçekleşti
Ücretli çalışanların brüt kazançları, ekonomik faaliyet ayrımında incelendiğinde, en yüksek yıllık ortalama brüt kazanç 640 bin 739 TL ile finans ve sigorta faaliyetlerinde oldu. Bu ekonomik faaliyeti, 605 bin 317 TL ile bilgi ve iletişim ve 461 bin 514 TL ile kültür, sanat, eğlence, dinlence ve spor faaliyetleri izledi.
En düşük yıllık ortalama brüt kazançlar ise sırasıyla 213 bin 518 TL ile konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri, 218 bin 815 TL ile gayrimenkul faaliyetleri ve 227 bin 284 TL ile diğer hizmet faaliyetlerinde oldu.
Kadın çalışanların yıllık ortalama brüt kazancı, ulaştırma ve depolama faaliyetinde 414 bin 502 TL, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı faaliyetinde 453 bin 413 TL ile bu sektörlerdeki erkek çalışanların yıllık ortalama brüt kazancının üzerinde gerçekleşti.
Ekonomik faaliyete (NACE Rev.2) göre yıllık ortalama brüt kazanç (TL), 2023

Nitelikli tarım, ormancılık ve su ürünleri çalışanları en düşük kazancı elde etti
En yüksek yıllık ortalama brüt kazancı 538 bin 530 TL ile yöneticiler meslek grubunda çalışanlar elde etti. Bu meslek grubunu 409 bin 767 TL ile profesyonel meslek mensupları izledi. En düşük yıllık ortalama brüt kazanç ise 202 bin 809 TL ile nitelikli tarım, ormancılık ve su ürünleri çalışanları grubunda gerçekleşti.
Meslek grubuna (ISCO 08) göre yıllık ortalama brüt kazanç (TL), 2023

Kadın-erkek arası ücret veya kazanç farkı tüm eğitim düzeylerinde erkek lehine gerçekleşti
Yıllık ortalama brüt kazanç ile hesaplanan gösterge için en yüksek fark %20,0 ile lise mezunlarında, en düşük fark ise %14,9 ile ilkokul ve altı mezunlarda gerçekleşti. Yıllık ortalama brüt ücret-maaş ile hesaplanan gösterge için ise en yüksek fark %17,4 ile yükseköğretim mezunlarında, en düşük fark %13,2 ile yine ilkokul ve altı mezunlarda gerçekleşti.
TUİK İstatistikleri
…………………………………………………………………………………………………………………………

*****************************************************************
Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2023
En yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay %49,8 oldu
Gelir Dağılımı İstatistiklerinin hesaplandığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2023 yılı sonuçlarına ilişkin gelir bilgileri, bir önceki takvim yılı olan 2022 yılını referans almaktadır. Gelir hesaplamalarında; hanehalkı gelirleri, büyüklüğü ve kompozisyonu dikkate alınarak eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirine dönüştürülmektedir.
Son yapılan araştırma sonuçlarına göre; en yüksek eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirine sahip %20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 1,8 puan artarak %49,8’e çıkarken, en düşük gelire sahip %20’lik grubun aldığı pay 0,1 puan azalarak %5,9 oldu.

Gini katsayısı 0,433 olarak tahmin edildi
Gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden olan Gini katsayısı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade etmektedir. Gini katsayısı hesabında hanenin ve fertlerin elde ettiği yıllık gelirlerin toplamından, gelir referans döneminde ödenen vergiler ve diğer hane veya kişilere yapılan düzenli transferler düşüldükten sonra bulunan hanehalkı kullanılabilir geliri kullanılmaktadır.
Daha önceki yıllarda eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri üzerinden hesaplanan Gini katsayısı; yapılan sosyal transferlerin gelir dağılımı üzerindeki etkisini görmek amacıyla tüm sosyal yardımlar hariç ve emekli ve dul-yetim maaşı dahil diğer tüm sosyal transferler hariç tutularak iki farklı yöntemle de ayrıca hesaplandı.
En son yapılan araştırma sonuçlarına göre Gini katsayısı bir önceki yıla göre 0,018 puan artış ile 0,433 olarak tahmin edildi. Tüm sosyal transferler hariç tutulduğunda Gini katsayısı 0,520, emekli ve dul yetim maaşı dahil diğer tüm sosyal transfer gelirleri hariç tutulduğunda ise 0,445 olarak tahmin edildi.

Toplumun en yüksek gelir elde eden %20’sinin elde ettiği payın en düşük gelir elde eden %20’sinin elde ettiği paya oranı şeklinde hesaplanan P80/P20 oranı 7,9’dan 8,4’e, gelirden en fazla pay alan %10’unun elde ettiği gelirin en az pay alan %10’unun elde ettiği gelire oranı şeklinde hesaplanan P90/P10 oranı ise 14,2’den 15,0’a yükseldi.
Toplam gelirden en yüksek payı %48,5 ile maaş ve ücret geliri aldı
Toplam gelir içerisinde en yüksek payı, %48,5 ile bir önceki yıla göre 2,3 puan artan maaş ve ücret geliri aldı. İkinci sırayı %22,1 ile önceki yıla göre 1,1 puan artan müteşebbis geliri alırken üçüncü sırayı %17,6 ile önceki yıla göre 2,6 puanlık azalış gösteren sosyal transfer geliri oluşturdu.
Tarım gelirinin müteşebbis geliri içindeki payı %20,5 olurken, emekli ve dul-yetim aylıklarının sosyal transferler içindeki payı ise %88,4 olarak gerçekleşti.

En yüksek yıllık ortalama esas iş geliri 157 bin 851 TL ile yükseköğretim mezunlarının oldu
Yıllık ortalama esas iş gelirleri sırasıyla yükseköğretim mezunlarında 157 bin 851 TL, lise ve dengi okul mezunlarında 114 bin 374 TL, lise altı eğitimlilerde 89 bin 012 TL, bir okul bitirmeyenlerde 63 bin 425 TL ve okur-yazar olmayan fertlerde 45 bin 637 TL olarak hesaplandı. Geçen yıla göre yıllık ortalama esas iş gelirinde en yüksek artış %89,7 ile lise altı eğitimli, en düşük artış ise %79,6 ile okur-yazar olmayan fertlerde oldu.

Kaynak: TUİK İstatistikleri
**************************************************************************************

*********************************************************************

……………………………………………………………………………………………………………………………………..
ÇALIŞANLARIN MİLLİ GELİR’DEN ALDIĞI PAY

Çalışanların milli gelirden aldığı payda yaşanan gerileme 2016’dan itibaren hızlandı. 2016’da yüzde 32 olan emek payı 6 yılda 8,3 puan geriledi. Emek payı 2016’daki yüzde 32’den 2022’de yüzde 23,7’ye geriledi.
(İşletme artığı, net katma değerden, çalışanlara yapılan ödemeler ve üretim üzerindeki vergilerin çıkarılması ve sübvansiyonların eklenmesiyle elde edilir. Katma değer içinde sermayenin payını ifade etmektedir.)
EMEKLİ MAAŞLARINDA DURUM
Türkiye’de emekli maaşlarının enflasyon karşısındaki değer kaybı, 2016-2023 yılları arasında önemli ölçüde arttı. Bu dönemde, en düşük emekli maaşı reel olarak yaklaşık %40 oranında değer kaybetti.
2001 yılında ekonomik krizle anılan bir dönemde, en düşük emekli maaşı asgari ücretin 1,5 katından fazlaydı. Ancak, 2002’de bu oran 1,31’e geriledi ve takip eden yıllarda kademeli bir düşüş başladı. Özellikle 2016 yılında önemli bir değişiklik yaşandı ve asgari ücret, en düşük emekli maaşını ilk defa geçti ve oran 0,97’ye düştü. 2021’de bu oran 0,86’ya ve 2023’ün başında 0,69’a kadar geriledi.
2016 yılında, en düşük SSK emekli maaşı 1.292,27 TL idi. Bu tutar, 2023 Temmuz ayında 7.500 TL’ye yükseltildi. Ancak, bu artışa rağmen, en düşük emekli maaşı reel olarak hala 2016 yılındaki değerinin yaklaşık %40 altında.
Bu durum, emeklilerin yaşam standartlarının önemli ölçüde düşmesine neden oldu. 2016 yılında, en düşük emekli maaşı ile geçinmek için yaklaşık 1.700 TL’ye ihtiyaç vardı. Bu tutar, 2023 Temmuz ayında yaklaşık 12.500 TL’ye yükseldi.
************************************************************************

Yukarıdaki grafikte, Türkiye İmalat Sanayi Katma Değeri, GSYİH yüzdesi olarak 1960-2020 yılları olarak verilmektedir. Grafikten göüldüğü gibi, 1960’dan başlıyarak katma değer devamlı yükselerek 1998 yılında en yüksek değeri olan %23’e ulaşmaktadır. Buradan 1998 yılına kadar olan dönemde nibeten yatay bir seyir izlenmekte, ancak 1999 yılından başlayarak hızlı bir düşüş göstererek, 2010 yılında %15’e gerilemektedir. Bunun bir nedeni, bu dönemde ülkemize giren sıcak paranın, Türk İirası’nın değerini aşırı artırarak, önceleri ülkede üretilen ara malların yerine, ithallerinin kullanımını cazip hale getirmesi, olabilir. 2011 yılından itibaren tekrar bir yükselme eğilimi başlamış ve 2020 yılı için %18 (1983 yılı değerine eşit) olarak hesaplanmıştır.
****************************************************************

************************************************************************
VERGİ GELİRLERİ Hk.
NELER YAPILMALI konusunda, Nedim Türkmen şunları belirtiyor:
“Türk vergi sisteminde devrim zamanı geldi de geçiyor. Hiç lafı eveleyip, gevelemeden devrim için neler yapılması gerektiğini 30 yıllık bir maliyeci olarak aşağıda sizlere özetledim.”
- Her şeyden önce Gelir Vergisi Kanunu’nda “kaynak kuramından” net artış kuramına geçilmek zorundadır.
- Vergi sistemi malı değil, parayı takip etmelidir.
- Dolaylı vergilerin oranları düşürülmelidir. Bir paket sigarada yer alan 20 dal sigaranın 17 dalı vergiye gitmektedir. İçilen her 4 kadeh rakının 3 kadehi vergidir. Birada alkol oranı yüzde 5, vergi oranı yüzde 65’tir. Musluktan suyu alıp, benzin diye satmaya kalksanız 4.5 TL’den aşağıya satamazsınız.
- Türk vergi sisteminde verginin çalışan ve çalıştıran tarafından ödendiği gerçeği karşısında; istihdam üzerindeki vergi yükleri azaltılmalıdır. Çalışanların ölmeden yaşayabilmeleri için kazanmaları gereken tutar, gelir vergisinden istisna tutulmalıdır.
- Kayıt dışı istihdam oranının resmi rakamlara göre yüzde 33, kayıt dışı ekonominin yüzde 40’lık bir büyüklüğe sahip olduğu bir ekonomide çok zor olsa da “kayıt dışı ekonomiye dayalı büyüme modeli” terkedilmelidir.
- Vergi denetimi çok etkin hale getirilmeli, artık her yıl çıkartılan af yasalarına bir son verilmelidir. Vergiyi tabana yaymak masalından vazgeçip, vergiyi tavana yaymanın yolları aranmalıdır.
- Ülkemizde toplanan her 100 TL’lik verginin; 10 TL’sı, 806.000 kurumlar vergisi mükellefi, 22 TL’si ise gelir vergisi mükellefleri tarafından ödenmektedir. Gelir vergisinin yüzde 92’si tevkifat yoluyla tahsil edilmekte, ücretliler 22 TL toplam gelir vergisinin 14 TL’sini ödemekte, 4 milyon beyanname veren mükellef ise toplam gelir vergisinin 5 TL’sini ödemektedir. Toplam vergi gelirlerinin kalan 68 TL ise Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi gibi tüketim vergileri ve cüzi miktarda servet vergilerinden oluşmaktadır.
- Türkiye’nin vergi ödemeyenler için cennet olmaktan çıkartılıp, anayasada belirlenen mali güce göre vergi alınması ilkesine dönmek zorundadır. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının, maliye politikasının sosyal amacı olduğu gerçeğini hiçbir zaman ülkeyi yönetenler akıllarından çıkartmamalıdır.
Vatandaşına, ‘bu harcamayı, bu tasarrufu nasıl yaptın’ diye soramayan bir devlet olamaz. Harcama ve tasarrufun kaynağı mutlaka sorulmalıdır. Mevduat tutarları 30%’un üstünde artarken vergi gelirlerinin yüzde 15 seviyesinde kaldığı bir ülkede Maliye Bakanlığı’nın varlığı sorgulanmalıdır.
*********************************************************************
GÜNEY KORE NASIL KALKINDI
Ekonomisi özellikle iyi performans gösteren Güney Kore bunu nasıl başardı. Devlet, Kia ve Samsung gibi yerli firmaları, yüksek ithalat tarifeleri gibi politikalarla uzun süre dış rekabetten koruyan politikalar uyguladı. Bu korumacılık, bu Koreli firmaların onları son yıllarda olduğu gibi uluslararası pazara itecek kaynakları büyütmelerine ve biriktirmelerine, böylece devletin sonradan bu korumacı engellerin bazılarını indirmesine de olanak sağladı.
Bütün sanayileşme ve kentleşme konuşmalarında çoğu zaman kırsal topluluklar unutulur. Güney Kore’de bu unutulmadı. 50’li ve 60’lı yıllarda, zengin toprak ağalarının sahip olduğu devasa çiftlikleri parçalayan ve daha küçük çiftçilere dağıtan kapsamlı bir devlet öncülüğündeki toprak reformu gerçekleştirildi. Bu, devletin bu toprak sahiplerinin etkisinden dolayı politik olarak zor olan cesur bir hareketiydi, ancak genellikle şehirlerdeki büyümeyi destekleyen kilit bir faktör olan tarımsal üretkenliği artırmaya yardımcı oldu.
Her anlamda eğitim, gelişimin temel faktörlerinden biridir. İnsan sermayesine önemli yatırımlar yapmadan hiçbir ülke sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya ulaşamaz. Eğitim, insanların üretkenliğini ve yaratıcılığını artırır, girişimciliği ve teknolojik gelişmeleri destekler.
Kore toplumunda eğitim uzun süredir önemli bir hak olarak görülüyordu. Konfüçyüsçü öğrenmeye saygı geleneği ve daha büyük başarılar için özel ulusal istek nedeniyle eğitim daima önemli görülmüştür.
Eğitim, Kore’yi, birkaç ulusal krize rağmen, 1945’teki bağımsızlığından bu yana büyümesine katkıda bulunan ve onu gelişmiş bir ülke olmaya iten faktörlerden birisi oldu. Bu başarının arkasında, elbette ki, eğitime olan halkın tutkusu ve devlet yatırımları vardı.
OECD’ye göre, 25 ila 34 yaşları arasındaki Güney Korelilerin yaklaşık yüzde 70’i bir tür yüksek öğrenimi tamamladı. Karşılaştırmalı olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin yüzde 49,4’lük yüksek öğretime erişim oranı, Güney Kore kültürünün üniversite eğitimine muazzam bir vurgu yaptığını açıkça ortaya koymaktadır. Ancak, ironik olarak, yüksek öğrenime olan bu talep, öte yandan derecenin değerinin önemli ölçüde düşmesine sebep oldu. Üniversite derecelerindeki bu değer düşüşü, öğrencilerin Seul’deki en prestijli üç üniversiteye kabul edilmek için agresif bir şekilde rekabet etmelerine neden oldu. Bu durum bir ölçüde eğitimde eşitsizlik de yarattı.
Güney Kore’nin bu inanılmaz gelişiminde AR-GE’ de önemli bir rol oynamıştır. Bu konuda hükümetlerin büyük desteği mevcuttur. Örneğin, son yıllarda bu tür çalışmalar için sarfedilen para, GSYİH’nınn %5’ini geçmektedir.
Koreli yetkililer, Ar-Ge’nin hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyüme ve endüstriyel kalkınma için ayrılmaz bir itici güç olduğunu ve özellikle, gelişmekte olan ülkelerin teknolojik rekabet gücünü artırmada kilit bir rol oynadığını ve bu nedenle küresel değer zincirlerinin en düşük katma değerli kısımlarını işgal eden bir kısır döngüde hapsolmaktan kaçmalarına yardımcı olmaya hizmet ettiğine (genellikle orta gelir tuzağı) inanıyorlar.
Her ülkenin ihtiyaçlarının farklı olduğuna dikkat çekilerek, az gelişmiş ülkeler için önceliğin istihdam yaratmaları, düşük gelirli ülkelerin ise ekonomilerini çeşitlendirmeleri gerektiğini, orta gelirli ülkelerin daha sofistike endüstrilere ve kalifiye işlere ihtiyaç duyarken, üst orta gelirli ülkelerin teknoloji yoğun sektöre ihtiyacı olduğunu belirtiyorlar.
Güney Kore, ekonomileri araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) harcamaları ve yüksek teknolojili halka açık şirketlerin yoğunlaşması gibi faktörleri kullanarak puanlayan, ve 2016 yılında yayınlanan 2016 Bloomberg Yenilik Endeksi’nde bir numaralı sırayı aldı. Bloomberg’in 2020 Yenilik Endeksi’nde ise, Almanya’dan sonra ikinci sırada bulunuyor ve son 5 yıldır 60 ülke listesinin başlarındaki yerini koruyor. Cornell Üniversitesi, INSEAD ve Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü tarafından yayınlanan ayrı 2019 Küresel İnovasyon Endeksi’nde de, 129 ülke arasında Güney Kore 11. sırada ve Almanya 9. sırada görünüyor.
Her iki endeks de Güney Kore’nin araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) yoğunluğundaki üstün performansını vurguluyor, bu da hükümet ve endüstri tarafından yapılan Ar-Ge yatırımına ve her iki sektörde ve sektörler arasında çalışan araştırmacı sayısına dayalı bir gösterge.
Güney Kore’de oluşan eğitimdeki eşitsizliğinin bir benzeri, gelir sisteminde de görülebilir. Kore’deki toplum ve ekonomi, kazanan her şeyi alır zihniyetiyle işliyor. Bazı araştırmalar, Güney Kore’nin en hızlı büyüyen gelir açıklarından birine sahip olduğunu gösteriyor. Ülkenin en yüksek yüzde 10’dakilerin gelirini kalan yüzde 90’ın geliriyle karşılaştıran P90 / P10 oranı ilginç bir eğilime işaret ediyor. Genel P90 / P10 oranı, Güney Kore’deki gelir eşitsizliğinin 2011’den beri iyileştiğini gösterirken, eğri 2015 ile 2017 arasında yükseldi. Ayrıca, 2017’de Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Güney Kore’yi P90 / P10 oranına göre 32. sıraya koydu.
Güney Kore’deki gelir eşitsizliği en çok ülkenin eğitim sisteminde ve uygun fiyatlı konutta belirgindir. Güney Kore, gelir eşitsizliğini azaltma sözü veren Başkan Moon Jae-in’i 2017’de seçti. Sonuç olarak, vatandaşlar gelir eşitsizliği konusunda hiç olmadığı kadar bilinçlidir.
Hükümetin Güney Kore’deki gelir eşitsizliğine tepkisi, yeniden yapılandırılmış vergi politikaları biçimini alıyor. Başkan Moon Jae-in’in 2017 seçiminden bu yana Kore hükümeti, ülkenin yaşlılara yönelik sosyal yardım ve işsizlik yardımlarını genişletmek için çalışıyor. Bu arayışta, mevcut yönetim 2017 yılında önde gelen kurumsal holdingleri, yatırımcıları ve yüksek gelirli bireyleri hedef alan sert vergi artışları uyguladı. Tahminler, bu yeni uygulanan vergi planının, refah programlarını desteklemek için yaklaşık 3,14 milyar $ artıracağını belirliyor. Pek çok Koreli, bu yeni kazanılan gelirin Güney Kore’nin sürekli yaşlanan nüfusu için koşulları iyileştireceğini umuyor. Mevcut yönetim, yüksek gelirli Güney Koreliler için artan vergilerin yanı sıra asgari ücreti de artırdı.
Ancak, bu yeni politikaların ne kadar etkili olabileceğine dair endişeler var. Örneğin, bazı raporlar, idarenin ülke genelinde asgari ücret artışının geri tepebileceğini öne sürüyor. Artan asgari ücrete yanıt olarak, birçok küçük ve orta ölçekli işletme, işçilerin çalışabileceği saatleri kısaltmaktadır.
Sürekli yükselen barınma ve eğitim maliyetleri, birçok Güney Korelinin bu kaynaklara erişimini sınırlıyor. Hükümetin Güney Kore’deki gelir açığını kapatma çabası da tam anlamıyla etkili görünmüyor. Ancak, Güney Kore hükümetinin gelir eşitsizliğine karşı aktif önlemler alması önemlidir. Çözülmesi gereken pek çok sorun varken, birçok Güney Koreli vatandaş, mevcut yönetimin çabalarının daha eşit fırsatlar ve mali başarı ile sonuçlanacağını umuyor.
NETİCE
ABD gibi bazı ülkelerin, ekonominin devlet tarafından bu şekilde yoğun bir koordinasyonuna kültürel olarak bu kadar açık olmayacağı söyleniyor. Ancak Asya’da ve gelişmekte olan dünyadaki diğer birçok ülkede, hiç şüphe yok ki, yüksek düzeyde bir devlet yönetim biçimi iyi bir şekilde ortaya konulduğu taktirde, sürdürülebilir kalkınmayı ve ekonomik büyümeyi sağlayabiliyor.
***************************************************************************************

Endüstri, ISIC bölümleri 10-45’e karşılık gelir ve üretimi içerir (ISIC bölümleri 15-37). Madencilik, imalat (ayrı bir alt grup olarak da rapor edilir), inşaat, elektrik, su ve gazdaki katma değerleri içine alır. Katma değer, bir sektörün tüm çıktılarının toplamından, ara girdileri çıkarıldıktan sonra bulunan net değerdir. Fabrikasyon varlıkların amortismanı veya doğal kaynakların tükenmesi ve bozulması için kesinti yapılmadan hesaplanır. Katma değerin kaynağı, Uluslararası Standart Endüstriyel Sınıflandırma (ISIC), revizyon 3 veya 4 ile belirlenir.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx