Ekonomik büyümenin istihdam üzerindeki etkisi

Ekonomik büyüme ve istihdam arasındaki ilişki, ulusal stratejilerde en çok tartışılan konulardan biridir. Ekonomik büyüme, istihdam artışı ve verimlilik artışının uygun bir kombinasyonundan kaynaklanmalıdır.

Son zamanlarda, çoğu ülkede sürekli iş kıtlığı ve İşsizlik sorunu var. Ve görünüşe göre, ekonomi büyürken istihdam artmadığı için, bu fenomen ‘İşsiz Büyüme’ olarak adlandırılıyor. Çoğu ülkedeki kronik yüksek işsizlik nedeniyle, Ekonomi’de istihdam artışının Ekonomik büyümeden nasıl etkilendiği önemli ve eli kulağında bir soru haline geldi. Büyüme bir amaca yönelik bir araç değildir: insanlara hizmet etmek, kalkınmayı teşvik etmek ve yoksulluğu azaltmak için tasarlanır.

İş ve gelir yaratmak kalkınma için çok önemlidir. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu, yüksek işsizlik veya eksik istihdamla mücadele ediyor. Birçok insan kazandıkları ile zar zor geçiniyor. Bu nedenle yeni işler yaratmanın yanı sıra mevcut işler için gelirleri ve çalışma koşullarını iyileştirmek de büyük önem taşıyor.

Bu nedenlerle, son yıllarda, istihdamın önemi, kalkınma politikası tartışmalarının odağına haklı olarak daha yakından yansıtıldı. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yıllık küresel istihdam raporuna göre, dünya önümüzdeki on yıl içinde sürdürülebilir büyüme sağlamak ve sosyal uyumu sürdürmek için 600 milyon üretken iş yaratmanın “acil zorunluluğu” ile karşı karşıya.

Ekonomik büyümenin türü (kapsayıcı veya yoğun), ekonomik büyümeyle bağlantılı olarak istihdam yaratma ritmini belirleyen önemli bir faktördür. Böylece, toplam talep artışına bir tepki olarak ekonomik büyüme (GSYİH büyümesi – toplam üretim), farklı şekillerde elde edilebilir: ya girdi miktarı (işgücü, sermaye, vb.) artar ve ardından kapsayıcı büyüme, veya üretim faktörlerinin üretkenliği artar (yoğun büyüme) veya iki olasılığın bir kombinasyonu ile oluşur.

Öte yandan, ekonomik büyüme sürecinin istihdam üzerindeki etkisinin boyutu ve evrimi, teknik gelişmelerin ortaya konma ritmine, işgücü piyasasına özgü kurumsal değişikliklere, ücret politikaları vb. diğer faktörlere göre de farklılık gösterir.

Ekonomik büyüme ve istihdam arasındaki ilişki, ulusal stratejilerde en çok tartışılan konulardan biridir. Vurgu, ‘üretken’ ve ‘karşılığını veren’ istihdam üzerinde olmalıdır. Ayrıca, ekonomik büyüme tek başına tüm refahımızda sürdürülebilir bir artış sağlamak için yeterli değildir. Sosyal barış, temiz ve sağlıklı bir ortamın yanı sıra kendi belirlediği yaşam, ve sağlıklı bir çevre, maddi refahın yanı sıra kalkınmanın önemli faktörleridir.

Ekonomik büyüme ve istihdam arasındaki bağlantı

Ampirik araştırmalar, ekonomik büyümenin istihdam yaratma ile pozitif bir şekilde ilişkili olma eğiliminde olduğunu vurgulamaktadır.

• Khan (2007), gelişmekte olan ülkelerde GSYİH büyümesinin istihdam esnekliğinin 0,7 olduğunu bulmuştur.

• Küresel düzeyde Kapsos (2005), ek GSYİH büyümesinin her 1 yüzde puanı için, 1991 ile 2003 arasındaki üç dönem boyunca toplam istihdamı yüzde 0,3 ile 0,38 arasında arttırdığını bulmuştur.

Ekonomik büyüme istihdam yaratma için iyi olsa da, büyümenin büyük ölçekte emeği absorbe etme potansiyeline sahip sektörlerde gerçekleşmesi önemlidir. Bazı sektörler ve faaliyetler diğerlerinden daha fazla yoğunlukta istihdam yaratırlar.

  • Basnett ve Sen (2013) tarafından yapılan bir yazın incelemesi, imalat ve hizmetlerdeki büyümenin istihdam üzerinde özellikle olumlu bir etkiye sahip olduğunu gösteren kapsamlı bir kanıt yığını bulmuşlardır. GSYİH büyümesinin tarımdaki istihdam üzerindeki etkisinin genel olarak sınırlı olduğu, ancak tarım sektöründeki katma değerli büyümenin istihdam üzerinde nispeten büyük bir etkisinin olduğu görülmüştür. Tekstil için kanıtlar küçüktü, ancak araştırmalar büyümenin istihdam yaratılmasına olumlu katkıda bulunduğunu gösteriyor. Tarımsal işletmeler / gıda işleme için yazarlar, büyümenin istihdam üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu bulmuşlardır.
  • • Melamed, Hartwig ve Grant (2011) hizmetlerdeki büyümenin istihdamı yönlendirmede imalattan görece daha önemli hale geldiğini öne sürüyorlar. Yazarlar, farklı sektörlerde istihdamın etkisine dair kanıtların bulunduğu 1980’ler, 1990’lar ve 2000’lerden 24 büyüme dönemi üzerine araştırmalara baktılar. Bunlardan 18’inde yoksulluk düşmüştü. Bu vakaların 15’inde hizmetlerde istihdamda artış olmuş, onunda endüstriyel istihdamda artış olmuş ve altı vakada tarımda istihdamda artış olmuştur (altısı, üç sektörden ikisinde istihdamda artış gördü, ancak her üç sektörde birden istihdam artışı görülmedi). Benzer şekilde Kapsos (2005), ekonomik sektöre göre tarihsel küresel istihdam esnekliklerinin hizmetlerde en yüksek olduğunu (yüzde 0,61 ile) bulmuştur.

Arthur Okun’un ekonomik büyüme ile işsizliğin nasıl bağlantılı olduğuna dair bulguları

Ekonomiyi incelemeye gelince, büyüme ve iş yaratılması, ekonomistlerin dikkate aldıkları iki temel faktördür. İkisi arasında açık bir ilişki var ve birçok iktisatçı, ekonomik büyüme ile işsizlik seviyeleri arasındaki ilişkiyi incelemeye çalışmışlardır. Ekonomist Arthur Okun, tartışmayı ilk olarak 1960’larda ele almaya başladı ve konuyla ilgili araştırması o zamandan beri Okun yasası olarak bilinmeye başladı. Aşağıda, Okun yasasının daha ayrıntılı bir özeti, neden önemli olduğu ve ilk yayınlanmasından bu yana nasıl zaman testinden geçtiği yer almaktadır.

• Okun yasası, 1960’ların başında Yale profesörü ve ekonomist Arthur Okun tarafından öne sürüldü.

• Okun yasası, bir ülkenin işsizliği ile ekonomik büyüme oranları arasındaki istatistiksel ilişkiye bakar.

• Okun yasası, bir ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) işsizlik oranında % 1’lik bir düşüş sağlamak için bir yıl boyunca yaklaşık %4 oranında büyümesi gerektiğini söylüyor.

Okun Yasası: Temel Bilgiler

Okun yasası, en temel şekliyle, bir ülkenin işsizlik oranı ile ekonomisinin büyüme hızı arasındaki istatistiksel ilişkiyi araştırır. St. Louis Federal Rezerv Bankası’nın ekonomi araştırma kolu, Okun yasasının “işsizlik oranı doğal oranının üzerinde olduğunda bir ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) ne kadarının kaybedilebileceğini bize söylemeyi amaçladığını” açıklıyor. “Okun yasasının arkasındaki mantık basittir. Çıktı, üretim sürecinde kullanılan emek miktarına bağlıdır, bu nedenle çıktı ve istihdam arasında pozitif bir ilişki vardır. Toplam istihdam eşittir işgücü eksi işsiz, dolayısıyla çıktı ve işsizlik arasında negatif bir ilişki vardır (işgücüne bağlı olarak). “

“Bu pratik kural, işsizlik oranındaki değişimler ile reel gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüme oranı arasında gözlemlenen ilişkiyi tanımlar. Okun, işgücünün büyüklüğünde ve verimlilik seviyesinde devam eden artışlar nedeniyle, sadece işsizlik oranını sabit tutmak için normalde potansiyel büyüme oranına yakın reel GSYİH büyümesinin gerekli olduğunu kaydetti. İşsizlik oranını düşürmek için, bu nedenle, ekonominin potansiyelinin üzerinde bir hızda büyümesi gerekir.

Daha spesifik olarak, Okun yasasının halihazırda kabul edilen versiyonlarına göre, bir yıl içinde işsizlik oranında yüzde bir puan düşüş sağlamak için, gerçek GSYİH’nın o dönemdeki potansiyel GSYİH büyüme oranından yaklaşık yüzde iki puan daha hızlı büyümesi gerekir. . Dolayısıyla, örnek vermek gerekirse, potansiyel GSYİH büyüme oranı %2 ise, Okun yasası, işsizlik oranında yüzde bir puanlık bir düşüş elde etmek için GSYİH’nın bir yıl boyunca yaklaşık %4 oranında büyümesi gerektiğini söylüyor. “

Okun Yasasının Geçerliliği

İşsizlik, farklı boyut ve yönlerde olumsuz etkilediği için herhangi bir insan toplumunda olumsuz bir olgudur. Ek olarak, topluluk yapısını etkileyen ekonomik bir kusuru ifade eder. Bu nedenle, işsizliğin ekonomik ve sosyal boyutları karmaşıklığı arttırmakta, sonuç olarak, doğasını ve büyüme üzerindeki etkisini anlamak için bizi çeşitli analizler yapmaya yönlendirmektedir. Etkiler, ekonomik büyüme oranları ile ekonomide hüküm süren değişen işsizlik oranları arasındaki nedensel ilişkinin varlığı ile doğrulanır. Ancak teorik analiz, belirli bir ülkenin ekonomi politikalarındaki dengesizlikten kaynaklanan ekonomik bir fenomen olarak işsizliğe odaklandığı için bu ilişkiyi her zaman doğrulamamaktadır.

TÜRKİYE Örneği

Tuğba Dayıoğlu ve Yılmaz Aydın tarafından 26 Haziran 2020 tarihli “Relationship between Economic Growth, Unemployment, Inflation” adlı çalışmada, Türkiye için ekonomik büyüme ile işsizlik arasındaki ilişkide incelenmiştir. Aşağıda, çalışmadaki bu bölüm özetlenmektedir.

Bu bağlamda ekonomik büyümenin istihdam veya işsizlik oranı üzerindeki etkileri incelenmekte ve büyümenin istihdam yaratıp yaratmadığı hem dünya literatüründe hem de Türkiye’de araştırma konusu olmaktadır. Tarihsel olarak, ekonomik büyüme ile istihdam arasındaki ilişkinin son dönemlerde zayıfladığı veya bir başka deyişle daha karmaşık hale geldiği görülmektedir. Büyüme ve istihdam arasında ne bire bir ne de istikrarlı bir ilişkinin, ülke ekonomilerindeki gelişmelerle birlikte olduğu görülmektedir. Yapısal uyum politikasını destekleyen ekonomistler, ihracata dayalı büyüme stratejisinin temeli olan dış ticaretin serbestleşmesi ile istihdamın artacağını öngörmüşlerdir. Son yıllarda birçok gelişmekte olan ülkenin deneyimlediği şey, neoklasik teorinin bu iddialarını doğrulamaktan uzaktır. Çalışma çağındaki nüfusun hızla arttığı bir ortamda yeterli istihdamın sağlanması için yüksek büyüme hızlarının yanı sıra büyümenin de sürdürülmesi gerekmektedir. Türkiye’de 1990’lardan bu yana büyüme rakamlarının üç defa eksi yüzde 6’nın altında olması büyümenin son derece istikrarsız olduğunu gösteriyor. Bu, kısa vadeli yabancı sermaye girişlerine bağlı büyümenin kalıcı olmadığını ve sermaye hareketlerinin liberalleşmesi ile kırılganlığın yükseldiğini göstermektedir

Ekonomik büyümenin istihdamı artıracağı ve işsizliği azaltacağı görüşü literatürde Okun yasası olarak biliniyor. Arthur Okun, 1947-1960 dönemi için üç aylık verileri kullanan regresyon analizi ile Birleşik Devletler’deki işsizlik oranı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi inceledi. Geliştirilen regresyon denklemine göre, mevcut gelir ile tam istihdam geliri arasındaki fark, işsizlik oranıyla ters yönde değişmektedir.  Okun’un geliştirdiği yasa, büyüme oranının %2,25 olarak ölçülen eğilimi veya ortalama büyüme oranını aşması durumunda, işsizlik oranında düşüşe yol açacağını belirtiyor. Tam olarak, büyüme eğilimini aşan GSYİH büyümesinin her yüzde puanı işsizlik oranını ne kadar düşüreceği sorusu aranmaktadır. Okun yasası, benzer şekilde işsizlik oranını %1 düşürmek için gereken büyüme oranını tahmin etmek için kullanılabilir. Amerika Birleşik Devletleri için yukarıda belirtilen dönemi kapsayan çalışma, büyüme öncesi orana göre her %1 büyüme oranının işsizlik oranını %0,5 puan düşürdüğü sonucuna varmıştır. Ekonominin doğal oranın üzerinde büyüme gösterdiği yıllarda, işsizlik oranında gerçek ve doğal büyüme hızı arasındaki farkın k katına kadar bir değişim olacaktır.

Bu çalışma, Okun yasasının Türkiye için çok kötü çalıştığını göstermektedir. Bu çalışmada regresyon analizi kullanılarak elde edilen negatif yönlü regresyon doğrusu, işsizlik oranındaki değişim ile büyüme hızı arasında ters bir ilişkinin varlığını ortaya koymuştur. Ancak, büyüme, işsizlik üzerinde etkili olması için en az %4,3 olmalıdır. Diğer bir deyişle, büyüme hızı bu seviyeye ulaştıktan sonra her %1 puanlık artış, işsizlik oranında sadece %0,13 düşüşle sonuçlanmaktadır. Türkiye ile ilgili birçok farklı çalışmada da benzer sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Bu hesaplamalar, özellikle konjonktürün genişleme dönemindeki büyümenin istihdam üzerinde çok düşük etkileri olduğunu ve dolayısıyla istihdam yaratmayan büyümenin varlığını göstermektedir. Bu çalışmalardan elde edilen bir diğer önemli bulgu da Okun’un Türkiye ekonomisindeki ilişkisinin asimetrik bir yapıya sahip olması, yani reel çıktının genişleme döneminde işsizliğin azaltılmasına etkisi ile daralma döneminde artan işsizliğe etkisinin aynı olmamasıdır.

Türkiye’de 1999–2019 döneminde büyüme oranı ile işsizlik oranı arasındaki ilişki incelendiğinde, özellikle kriz dönemlerinde büyüme ile işsizlik arasında ters bir ilişki olduğu görülmektedir. İşsizlik oranı 1999, 2001 ve 2009’da yüksek seviyelere ulaştı ve daha sonraki yıllarda (bazı dönemlerde) gecikmiş olsa da düşmeye başladı. Benzer şekilde 2018 yılında yaşanan döviz krizinin yarattığı olumsuz büyüme koşulları ile işsizlik artmaya başladı ve 2019 yılında %13,7 ile en yüksek değerine ulaştı. Öte yandan, ekonomide yaşanan döngüsel canlanmanın işsizlik üzerindeki etkisi görece zayıf kaldı. 2004 ve 2005 yıllarında %10’a yaklaşan büyüme hızına rağmen, işsizlik oranı yüksek seviyelerde sabit kaldı. İncelenen dönemde büyümenin en yüksek olduğu 2011 yılında işsizlik oranındaki düşüşün son derece sınırlı kaldığı söylenebilir. 2013 ve 2017 yıllarında yaşanan genişleme döneminde işsizlik azalmadı, aksine artmaya başladı.

Türkiye ekonomisinde yıllar içinde büyüme istatistikleri artmış olsa da işsizlik oranları Okun yasasının öngördüğü şekilde azalmadı. Genel kabul gören teoride, bir ülke ekonomisinin büyüme hızı arttığında, istihdamın artması ve işsizlik oranının düşmesi beklenir. Türkiye’de son yıllarda sağlanan yüksek ekonomik büyüme oranlarına rağmen, bu performans işsizlik oranlarına aynı ölçüde yansımamış ve tartışmalara yol açmıştır. İstihdam sağlamayan, tüketime ve yabancı sermaye hareketlerine dayalı bir ekonomik büyüme modeli sürdürülebilir değildir. Hızlı nüfus artışı ve genç nüfuslu bir demografik yapı göz önüne alındığında, üretime dayalı politikalarla, istihdam sağlayan, katma değeri yüksek ürünlere odaklanan ve dışa bağımlılığı azaltan bir ekonomik büyüme modeli geliştirmek büyük önem taşımaktadır.

Bu açıklamalara göre Türkiye ithalata bağımlı bir üretim yapısına sahip olduğundan ekonomiyi hızlandırmak için ithalatın artması gerekiyor. Bu durumda, kaçınılmaz olarak bir dış hesap açığı vardır. Dış tasarruf kullanımı anlamına gelen bu açık, Türkiye’deki dış borç stokunun tolere edilebilir seviyenin üzerine çıkmasına neden olmuştur. Artan dış borç ve bunun sonucunda döviz ihtiyacı, ekonominin daha kırılgan hale gelmesi ve makroekonomik dengelerin hızla bozulması anlamına gelir.

Cari açık vermeden büyümek için ekonominin üretim yapısındaki önemli değişikliklerin Türkiye’de bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Öncelikle ara malı üreten sektörlerin geliştirilmesi ve ithalata olan bağımlılığın azaltılması gerekiyor. Ayrıca dış ticarette rekabetçi bir döviz kuru politikasının olumlu sonuçlar vermesi beklenmelidir.

İstihdam Açısından Zengin Ekonomik Büyüme

Sürekli, kapsayıcı ve sürdürülebilir, tam ve üretken istihdamı ve herkes için insana yakışır işi teşvik eden” ekonomik büyümenin ancak işler ve insana yakışır iş yaratması halinde kapsayıcı olacağı kabul edilir.. Büyüme, istihdam ve yoksulluğu azaltma faaliyetleri arasındaki güçlü bağlantı nedeniyle yoksulluk ve eşitlik hedeflerine ulaşılmasını da desteklemelidir.

Tek başına ekonomik büyüme, özellikle yoksullar, savunmasızlar ve geride kalma riskiyle karşı karşıya olanlar için daha fazla ve daha iyi işler anlamına gelmez. Ekonomik büyüme, üretken istihdamı artırmak için bir ön koşuldur; istihdamdaki artışlarla işgücü verimliliğindeki artışların birleşik sonucudur. Bu nedenle, ekonomik büyüme oranı, istihdamdaki büyümenin ve işgücü verimliliğindeki büyümenin gerçekleşebileceği mutlak tavanı belirler. Bununla birlikte, büyümenin şekli veya doğası da önemlidir. Ekonomik büyümenin üretken istihdam yaratma üzerindeki etkisi, yalnızca büyüme oranına değil, aynı zamanda büyümenin üretken işlere dönüşmesindeki verimliliğine de bağlıdır. İkincisi, büyümenin sektör kompozisyonuna ve bireysel sektörlerdeki büyümenin sermaye / emek yoğunluğu gibi bir dizi faktöre bağlıdır.

Genellikle hem yeni iş sayısını hem de üretkenliği ve ayrıca istihdamdan elde edilen gelirleri artırma ihtiyacı vardır. Bu nedenle, istihdam açısından ekonomik kalkınmanın incelenmesi, ekonomik büyümenin daha fazla iş ve daha yüksek verimlilik / gelir ihtiyacını ne ölçüde karşıladığının değerlendirilmesidir. Anlamlı iç görüler elde etmek için böyle bir değerlendirmenin ekonomik sektörlere göre ayrıştırılması gerekir. Ekonomik büyümenin üretken bir dönüşümle ne ölçüde ilişkilendirildiği ve bu dönüşüm tarafından yönlendirildiği, orta ve uzun vadede ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliği için büyük önem taşımaktadır.

Bir ekonominin nüfusu için yeterli istihdam fırsatları yaratma yeteneğini ölçen göstergeler, ekonominin genel kalkınma performansı hakkında değerli bilgiler sağlayabilir. Bu göstergeler arasında işsizlik oranları, istihdam – nüfus oranları, işgücüne katılım oranları ve çıktıya göre büyümenin istihdam yoğunluğu veya istihdamın esnekliği yer alır – bu son gösterge, istihdam artışının ne kadar ekonomik büyümenin yüzde 1 puanı ile ilişkili olduğunu ölçer. Büyümenin istihdam içeriğindeki düşüş, bir politika meselesidir. İstihdam ve insana yakışır işin ekonomik büyüme ve yoksulluğu azaltma politikalarına açıkça entegre edilmesi, insanlar için faydaların en üst düzeye çıkarılmasına ve büyümenin hem sürdürülebilir hem de kapsayıcı olmasını sağlamaya yardımcı olur.

“Çalışan yoksulların” durumu, özellikle kayıtlı ekonominin küçük olduğu ve birçok kadın ve erkeğin – çoğu zaman zor ve uzun saatler boyunca – çalıştığı, ancak kendilerini ve ailelerini yoksulluktan kurtaracak kadar para kazanamadığı ülkelerde özel bir ilgi konusu olmalıdır.

Geçtiğimiz on beş yıl boyunca ILO, UNDP, OECD, UN-DESA, Dünya Bankası ve diğerleri, büyüme-istihdam-yoksulluk bağına ilişkin önemli analitik çalışmalar yürüttüler Dünya Bankası’nın “İşler” başlıklı 2013 Dünya Kalkınma Raporu, artan yaşam standartları, daha fazla sosyal uyum ve geliştirilmiş üretkenlik açısından istihdamın dönüştürücü rolünü vurguladı. UNDP’nin “İnsani Gelişme İçin Yeniden Düşünmek” başlığı altında yayınlanan 2015 İnsani Gelişme Raporu, iş (daha geniş anlamıyla) ve insani gelişme arasındaki bağlantıyı kurmayı amaçlıyordu. Afrika Devlet Başkanları tarafından bu vesileyle kabul edilen Beyanname, “istihdam yaratmayı ulusal, bölgesel ve kıtasal düzeylerde ekonomik ve sosyal politikaların açık ve merkezi bir hedefi olarak, sürdürülebilir yoksulluğun azaltılması ve onların yaşam koşullarının iyileştirilmesi amacıyla yerleştirmektir.” denildi.

KAYNAK


Dr Ritika Srivastava

Dr Ritika Srivastava is the freelance writer with People Matters.

DCED, Link between employment and enterprise-development.org

Investopedia, ECONOMICS  MACROECONOMICS, By RYAN FURHMANN

 Reviewed By TOBY WALTERS  Updated Nov 3, 2020

ILO home Topics, Decent work for sustainable development (DW4SD) Resource Platform  October 2017

European Scientific Journal 13(28)

DOI: 10.19044/esj.2017.v13n28p470

Authors: Saleh Al-hosban,

Tuğba Dayıoğlu ve Yılmaz Aydın, Relationship between Economic Growth, Unemployment, Inflation and Current Account Balance: Theory and Case of Turkey

Haziran 26 2020, Gözden geçirme Ağustos 31, 2020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: