Gelişmiş ülkeler nasıl gelişti?

Bu, üzerinde birçok analizin yapıldığı ve çok sayıda kitap ve makalenin yazıldığı büyük bir konudur ve burada yeterince özetlemek neredeyse imkansızdır. Ancak bunlardan biri, “Ülkeler Niçin Başarısız Olur?: Güç, Refah ve Yoksulluğun Kökenleri, Daron Acemoğlu ve James A. Robinson” tarafından yapılmış çalışmadır. Okunduğunda, tamamen ikna etmese bile, düşünecek çok şey verir.

Parlak ve ilgi çekici bir şekilde yazılmış, Ülkeler Niçin Başarısız Olur? yüzyıllardır uzmanları şaşırtmış olan soruyu yanıtlıyor: Neden bazı ülkeler, zenginlik ve yoksulluk da, sağlık ve hastalık da, yiyecek ve kıtlık da farklılaşarak, zenginler ve fakirler olarak bölünüyor?

Kültür, iklim, coğrafya mı? Belki de doğru politikaların ne olduğunun bilgisizliği mi?

Sadece hayır. Bu faktörlerin hiçbiri kesin ya da kader değildir.

baron Acemoglu ve James Robinson, ekonomik başarının (ya da eksikliğinin) altında yatanın, insan yapımı politik ve ekonomik kurumlar olduğunu sonuç olarak göstermektedirler.

Temel olarak, Acemoğlu ve Robinson, gelişmenin- Batı Avrupa’da başlayan ve daha sonra diğer bölgelere yayılan- ekonomik büyümeye ve demokrasinin ortaya çıkmasına daha elverişli olduğu kanıtlanan, bir ana temel kurum dizisinden diğerine ülkelerin kademeli dönüşümünü içerdiğini savunuyorlar. Başlangıçta, kaydedilen tarihin başlangıcından bu yana, aslında dünyadaki herkes, ekonomik ve politik kuralların bir elit veya elitler tarafından az ya da çok özel çıkarlarıyla belirlendiği, “dışlayıcı kurumlanın” bir versiyonu altında yaşadılar. Ekonomik fırsatlar, bu tekellerin / oligopollerin rekabetten korunması karşılığında siyasi liderleri destekleyen az sayıda firmaca kontrol edildi. Buna karşılık, siyasi liderler iktidarı elinde tutmak için ekonomik elitlerin kendilerine sağladıkları maddi desteği kullandılar. Elitin dışındaki herkes, egemen elit tarafından vergiler, feodal düzenlemeler, kölelik, vb. yoluyla istismar edildi. Özellikle, elit olmayanların uygulanabilir mülkiyet hakları ve elitlere ait olanlarla rekabet eden işletme kurma hakları yoktu. Bu tür toplumların doğası, modern teknolojileri benimsemelerini zorlaştırdı.

Daha sonra, yavaş yavaş ve çoğu kez şans eseri, Batı Avrupa’daki bazı ülkeler, özellikle de İngiltere ve Hollanda, elitlerin sahip oldukları ekonomik fırsatları engellemeye başlayan yeni kurumlar geliştirmeye başladılar. Acemoğlu ve Robinson, Marx’m aksine, bu süreci ilerleten genel bir tarih yasalarının olmadığını iddia ediyorlar; daha doğrusu, çok şey şans eseriydi- diğerine gidemediği için, başka bir yöne giden şeyler gibi.

Sonunda, bu “kapsayıcı kurumlar” kök saldıkları ülkelerde, istisnalardan ziyade norm haline geldiler. Uygulanabilir mülkiyet hakları ve kanun önünde eşitlik normu oluştu. Kapsayıcı kurumlar altında, ekonomik ve politik rekabet de normlaşarak, karşılıklı olarak birbirlerini güçlendirmeye başladılar. Bu yeni düzenlemeler ekonomik büyümeye açık bir katkı yaptı, Britanya’daki Sanayi bevrimi’nin ortaya çıkmasına yardımcı oldu.

İngiltere’nin ekonomisini inşa etmedeki başarısı, diğer Batı Avrupa ülkelerinin de dikkatini çekti. Bazı yeni kurumlan -özellikle de ekonomik alandakileri- benimsediler ki bu da onların büyümeye başlamasına yardımcı oldu. Aynısı, 1930’larda en endüstrileşmiş Batı dışı ülke olan Japonya için de geçerlidir.

Tabii ki, hikayenin geri kalanı I960’lı yıllardan bu yana modern teknolojinin ve endüstrinin kademeli olarak dünyanın diğer bölgelerine yayılmasıdır. Bu yayılmada, kapsayıcı siyasi kurumların ortaya çıkması çoğu zaman gecikmiş olsa da, ekonomik açıdan bazı kapsayıcı kurumların benimsenmesi söz konusudur.

Günümüz dünyasında, ülkeler arasındaki ciddi gelir farklılıklarını açıklamaya çalışan Acemoğlu ve Robinson’un temel argümanı, politik ve ekonomik kurumlanın günümüz dünyasındaki gelişmişliğin ve gelir farklılıklarının ana belirleyicisi olduğudur. “Ülkeler Niçin Başarısız Olur”, modern politikaları şekillendiren tarihsel akımlara ve kritik kavşaklara odaklanıyor: Politik ve ekonomik kurumlan üreten kurumsallaşma sürecindeki eğilim, ya kapsayıcı – güç paylaşımı, verimlilik, eğitim, teknolojik gelişmeler ve ulusun bütünü olarak refahı üzerine odaklanma; ya da dışlayıcı – zenginlik yakalamaya eğilimli ve kaynakları toplumun bir kesiminden diğer kesimin menfaatine uzaklaştırma, şeklinde olabiliyor. Kapsayıcı politik ve ekonomik kurumlar, ekonomik refahı desteklerken, dışlayıcı kurumlar ülkelerin geri kalmasını açıklamaktadır. Yazarlar, dışlayıcı politik kurumlar tarafından desteklenen, dışlayıcı ekonomik kurumlara sahip olunduğunda, bu durumun ekonomik büyümeyi engellediğini, hatta tıkadığını” belirtiyorlar.

Onların argümanı, modern refah düzeyinin politik temellere dayanmasıdır. Yaklaşık olarak refah, yatırım ve yenilik tarafından üretilir, ancak bunlar inanç eylemleridir: yatırımcılar ve yenilikçiler, eğer başarılı olursa, güçlü tarafından soyulmayacaklarını düşünmek için güvenilir nedenlere sahip olmalıdır. Söz konusu güvenceyi sağlamak için, şu iki şartın var olması gerekiyor: iktidarın merkezileştirilmesi ve iktidar kurumlarının kapsayıcı olması. Merkezi güç yoksa, karışıklık vardır ki bu, yatırımın nefret ettiği bir şeydir.

Yazarlara göre, kapsayıcı kurumlan içermeyen düzenin, bir ekonominin yoksulluktan kurtulmasına (Çin gibi) olanak sağlayabileceği, ancak modern refahın tam yükselişine izin vermeyeceği yönündedir. Eğer iktidar kurumlan, elitin, kendi çıkarına hizmet etmesini sağlarsa- “dışlayıcı kurumlar” olarak adlandırılan bir yapı-, elitin çıkarları, nüfus kitlesininkiyle ters düşer ve ona üstün gelir.

Kitap, kurumların ülke kalkınmasında nasıl rol oynadığını derinlemesine tartışmaktadır.

NETİCE:

Acemoğlu ve Robinson, benzer görünümlü ülkelerin ekonomik ve politik gelişmelerinde neden bu kadar büyük farklılıklara sahip oldukları konusundaki tartışmalara önemli katkılarda bulundular.

Tarihsel örneklerle dolu bu önemli kitap, kapsayıcı ekonomik kurumların desteğiyle kapsayıcı politik kurumların, sürdürülebilir refahın anahtarı olduğunu savunuyor. Yazarlar ikna edici olarak, ülkelerin yoksulluktan ancak uygun ekonomik kurumlara, özellikle de özel mülkiyete ve rekabete sahip olduklarında, kurtulduklarını göstermektedir. Başlangıcından itibaren ülkeler, politik partilerin, yaygın seçmenlerin ve yeni siyasi liderlere açık rekabetin oluşturduğu serbest bir çoğulcu siyasi sisteme sahip olduklarında, doğru kurumlan geliştirmelerinin daha olası olduğunu savunuyorlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: