Sanayinin Hizmet Sektörüne Dönüşümü
Sanayinin hizmet sektörüne dönüşümü, genellikle bir ülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyine, küresel rekabet şartlarına ve iç dinamiklerine bağlı olarak farklı zamanlarda gerçekleşebilir. Ancak bu dönüşümün ne zaman başlaması gerektiği konusunda bazı genel ilkeler ve göstergeler dikkate alınabilir:
1. Ekonomik Olgunluk Aşaması
Sanayi sektöründen hizmet sektörüne geçiş genellikle ekonomik kalkınmanın ilerleyen aşamalarında görülür. Bu, şu durumlarda kaçınılmaz hale gelir:
- Sanayi üretiminin belirli bir olgunluğa ulaşması.
- Tarım sektöründen sonra sanayi sektörünün büyüme potansiyelinin doyuma ulaşması.
- İşgücü verimliliğinin artmasıyla birlikte daha az sayıda işçinin sanayide çalışabilmesi.
Bu bağlamda, sanayiden sonra gelen “hizmetler çağı”, genellikle ülkelerin sanayileşme sürecinin sonlarına doğru başlar.
2. İstihdam ve Katma Değer Açısından Dönüşüm Zamanı
- İstihdam: Sanayide istihdam oranı zirveye ulaştıktan sonra, hizmet sektörüne kayma gözlemlenir.
- Katma değer: Eğer sanayi sektöründe katma değer artış hızı yavaşlıyor, hizmet sektöründe ise potansiyel yüksekse, dönüşüm zamanı gelmiş demektir.
Örneğin:
Gelişmiş ülkelerde (ABD, Almanya, Japonya gibi) sanayi yaklaşık %20-25 oranında katma değer yaratırken, hizmet sektörü %60-70’leri bulmaktadır.
3. Teknolojik Gelişmeler ve Dijitalleşme
- Sanayi 4.0 ve dijitalleşme ile birlikte, üretim süreçlerindeki otomasyon ve yapay zekâ kullanımı, daha az insana ihtiyaç duyulmasına neden olur.
- Bu durumda işgücü doğal olarak hizmet sektörüne yönelir (özellikle finans, sağlık, eğitim, bilişim, lojistik vb.).
4. Küresel Rekabet ve Yeni Ekonomik Modeller
- Küreselleşme ile düşük maliyetli üretim ülkelerine taşınan fabrikalar, sanayi sektörünü zayıflatabilir.
- Bu durumda sanayi odaklı ekonomiden, bilgiye, hizmetlere dayalı ekonomiye geçiş kaçınılmaz olur.
Ne Zaman Dönüşüm Gerçekleşmelidir?
- Erken başlanmalı ama acele edilmemeli: Sanayileşme tamamlanmadan hizmet sektörüne geçmek, “sanayisiz hizmet ekonomisi” riskini doğurabilir. Bu da dışa bağımlı, istihdamsız bir yapı oluşturabilir.
- Doğru zaman: Genellikle bir ülkenin GSYH’sının %30-40’ı sanayiden sağlandığında ve tarım sektörü %10’un altına düştüğünde, hizmet sektörüne geçiş doğal hale gelir.
Türkiye, Sanayi Temelli bir Ekonomiden Hizmet Ağırlıklı bir Ekonomiye, Yukarıda Anlatıldığı Gibi mi Geçiş Yaptı?
Bunun cevabı, maalesef “hayır”dır.
Türkiye, sanayi sektöründen hizmet sektörüne geçişte, geleneksel ekonomik gelişim modellerine uymamış ve erken bir geçiş göstermiştir. Ancak bu durumun nedenleri ve detayları dikkatli bir değerlendirme gerektirir:
Geleneksel Model ile Karşılaştırma
- Tipik Gelişme Süreci:
- Gelişmekte olan ülkeler genellikle önce tarımsal (halkın çoğunluğu), ardından sanayi ve sonunda hizmet sektörüne geçer.
- Örneğin, Almanya veya İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde sanayi, 19. yüzyılda yoğunlaşırken, hizmet sektörü 20. yüzyılın sonunda öne çıkmıştır.
Türkiye’nin Durumu: Neden Erken Geçiş?
- Sanayinin Yavaş Kalkınması: Türkiye, 1920’lerden itibaren(Atatürk döneminde başlayan) sanayiye yönelik çabaları sürdürdü. Ancak sanayi sektörünün kalkınma hızı yavaştı (1980’lerden itibaren dış kaynaklar, teknolojik gerilik ve rekabet) ve Türkiye’de sanayi sektörü, diğer gelişmiş ülkelerdeki kadar hızlı ve güçlü bir şekilde gelişemedi. Yetersiz yatırım, teknolojik eksiklikler, rekabet gücünün düşüklüğü gibi faktörler sanayinin büyümesini engelledi.
- Hizmet Sektörünün Hızlı Yükselişi: Özellikle 1990’lar ve 2000’li yıllarda turizm, finans, iletişim gibi hizmet sektörleri hızla büyüdü. Bu sektörler, ekonomik büyümeye daha fazla katkıda bulunmaya başladı.
- Küreselleşme ve Liberal Politikalar: Küreselleşmenin etkisiyle uluslararası ticaret ve sermaye akımı arttı. Türkiye’de uygulanan liberal ekonomik politikalar da hizmet sektörünün büyümesini destekledi. Dijital hizmetler ve e-ticaret Türkiye’de erken dönemde yaygınlaştı.
- Turizm Ağırlıklı Büyüme: Türkiye, özellikle 2000’li yıllarda turizm sektöründe büyük bir patlama yaşadı. Türkiye, turizm (2000-2010 döneminde yıllık 8-10 milyar dolar gelir) ve ticaret (Borsa İstanbul, yurt dışı ihracat) gibi sektörlerde kritik bir rol oynadı. Özellikle 1990’lar ve 2000’lerde bu sektörlerin ekonomiye katkıları arttı. Bu durum, hizmet sektörünün payını önemli ölçüde artırdı.
- Bireysel ve Resmi Sektör Dengeyi Değiştirdi: Gizli sektör (sosyal hizmetler, küçük işletmeler) resmi istatistiklerden dışarıda kalmasına rağmen hizmet sektörünü destekledi.
- Kurumsal ve Teknolojik Değişimler:
- 1980’lerden itibaren dış yatırım, teknoloji transferi ve modernleşme politikaları, sanayiye alternatif olarak hizmet sektörünü hızlandırdı.
- 2000’lere doğru, bankacılık, finansal hizmetler ve medya gibi sektörlerde büyüme başladı.
- İşletmelerdeki Değişimler: Sanayi sektörünün rekabetçi olmaması nedeniyle, işletmeler hizmet sektörüne yöneldi (örneğin, bireysel hizmetler, yurt dışı ticaret).
- EU’ya Katılım Hazırlıkları: EU üyelik süreci, hizmet sektörünün düzenlenmesini ve kültürel değişimleri (örneğin, yasal düzenlemeler) hızlandırdı.
Veriler ve İstatistikler
- 1990-2020 Dönemi Verileri:
- 1990: Sanayi %35, Hizmet %40 (resmi veriler)
- 2000: Sanayi %25, Hizmet %55
- 2020: Sanayi %20, Hizmet %55+
- Sonuç: Hizmet sektörü, 2000 yılında sanayiden önde olmuş ve bu geçiş 1990’ların sonunda öngörülmeye göre erken gerçekleşmiştir.
Hizmet Sektörü Ülkeleri Karşılaştırması:
Türkiye, 1990’da çoğu gelişmekte olan ülke (örneğin Hindistan, Mısır) henüz sanayiye yönelmemişken, 2000’lerde hizmet sektörüne geçişte G20 ülkeleri arasında orantısız hız göstermiştir.
Türkiye, Sadece Hizmet Sektörü İle Yaşayabilir mi?
Bu çok önemli bir soru ve kısa cevap şu: Hayır, Türkiye sadece hizmet sektörüne dayanarak ayakta kalamaz. Hizmet sektörü şu anda ekonominin baskın direği olsa da, yalnızca ona dayanmak uzun vadede son derece riskli ve sürdürülebilir değildir. Bunun nedenleri aşağıda açıklanmaktadır:
1. Türkiye Ekonomisinin Mevcut Durumu: Hizmet Sektörünün Hakimiyeti, Ancak Tekel Değil
- Hizmetler Kraldır: Hizmet sektörü (turizm, finans, ticaret, ulaşım, bilişim, telekomünikasyon ve kamu sektörü dahil) GSYİH’nin yaklaşık %55-60’ını oluşturmakta ve en büyük döviz kaynağıdır.
- İmalat Zayıf ve Geriliyor: İmalat, GSYİH’nin yalnızca yaklaşık %20’sini oluşturmaktadır (1980’ler/90’lardaki %30 civarından düşüş göstermiştir). Ham madde ve teknoloji ithalatına büyük ölçüde bağımlıdır, düşük verimliliğe sahiptir, yüksek enerji maliyetleriyle karşı karşıyadır ve küresel değer zincirlerinde rekabet gücünden yoksundur.
- Tarım Küçük ve Kırılgandır: Tarım, GSYİH’nin yalnızca yaklaşık %15-18’ini oluşturmaktadır. Gıda güvenliği ve kırsal istihdam için hayati öneme sahip olsa da, büyük bir ekonomik motor veya şoklara karşı kalkan olacak kadar büyük değildir.
- Sorun: Hizmetler hayati öneme sahiptir, ancak tek üretken sektör değildir. Ekonominin kırılganlığı, dengesizlikten kaynaklanıyor: imalat ve tarım sektörleri zayıf, ithalata bağımlı ve zor durumda iken, hizmet sektörüne aşırı bağımlılık söz konusu.
2. Sadece Hizmetlere Güvenmenin, Tehlikeli ve Sürdürülebilir Olmadığıdır
Dış Şoklara Karşı Hassasiyet:
• Turizm (en büyük hizmet ihracatı): Jeopolitik istikrarsızlığa (Suriye, Irak, Kafkasya), küresel salgınlara (Covid-19), küresel durgunluklara ve diğer destinasyonlardan gelen rekabete karşı son derece hassastır. Türkiye’nin turizmi büyük ölçüde mevsimsel akışlara (özellikle Avrupa’dan) bağlıdır ve vize kısıtlamalarına veya kilit kaynak pazarlarındaki çatışmalara karşı savunmasızdır.
• Finansal Hizmetler: Küresel finansal krizler, faiz oranlarındaki değişiklikler (örneğin, 2022-2023 yüksek faiz oranları) veya düzenleyici değişiklikler tarafından istikrarsızlaştırılabilir. Türk lirasının oynaklığı (tam olarak hizmetlere aşırı bağımlılık ve zayıf bir imalat tabanından kaynaklanmaktadır) finansı özellikle kırılgan hale getirmektedir.
• Ticaret ve Lojistik: Önemli olmakla birlikte, Türkiye’nin büyük bir transit merkezi olarak konumu (İstanbul limanı gibi) kırılgandır. Karadeniz veya Süveyş Kanalı’nda yaşanacak büyük bir aksama, ticaretin yoğun olduğu hizmet sektörlerini ciddi şekilde etkileyebilir.
3. Düşük Verimlilik ve Katma Değer Sorunları:
- Hizmet sektörünün büyük bir kısmı (özellikle turizm, perakende, geleneksel lojistik) düşük verimlilik ve katma değerle faaliyet göstermektedir. Gelir üretir ancak sürdürülebilir, yüksek teknolojili endüstriyel kapasite oluşturmaz veya uzun vadeli büyümeyi yönlendiren yüksek değerli işler yaratmaz.
- “GSYİH ve Gerçek Üretim”: Yüksek hizmet sektörü GSYİH büyümesi, altta yatan yapısal zayıflıkları maskeleyebilir. Ekonomi kağıt üzerinde (turizm yoluyla) büyürken, gerçek üretim (endüstriyel üretim) küçülebilir.
4. İthalata Aşırı Bağımlılık ve Ticaret Dengesizliği:
- Türkiye’nin devasa bir ticaret açığı var (genellikle yıllık 100 milyar doları aşıyor). Hizmetler ihracatı oluştururken, diğer her şey (enerji, hammadde, makine) için aşırı ithalat bağımlılığı temel bir dengesizlik yaratıyor.
- Zayıf bir imalat sanayi tabanı, Türkiye’nin iç talebi (hatta temel malları bile) karşılayacak kadar üretim yapamamasına ve büyük miktarlarda ithalata zorlanmasına neden oluyor. Hizmet ihracatı (turizm geliri gibi) hizmet sektörünün kendisini sürdürmek için gerekli olan endüstriyel girdilerin ve enerjinin ithalatını doğrudan finanse etmiyor. Bu tehlikeli bir döngü yaratıyor.
5. Gençler İçin Sınırlı İş İmkanı:
- Hizmet sektörü, ileri imalat veya yüksek teknoloji sektörlerine kıyasla genellikle daha düşük vasıflı, daha az istikrarlı işler yaratır. Genç ve büyüyen bir nüfusla, nitelikli imalat işlerinin eksikliği büyük bir sosyal ve ekonomik risktir.
- “Türk Modeli” tarihsel olarak, işgücünü absorbe edecek sağlam bir imalat tabanı oluşturmadan hizmet sektöründe (inşaat veya turizm gibi) iş yaratmaya dayanmıştır; bu da kronik genç işsizliğine (bazı bölgelerde %40’ın üzerinde) yol açmıştır.
6. Jeopolitik Kırılganlık:
Hizmet sektörleri (turizm, finans, lojistik) çatışmalara, yaptırımlara ve diplomatik ilişkilerdeki değişimlere karşı oldukça hassastır. Ukrayna savaşı, Suriye çatışması ve AB gerilimleri turizm ve yatırım akışlarını ciddi şekilde etkilemiştir. Tek başına bu sektörlere bağımlılık, ekonomiyi düşmanca bir ortamda son derece kırılgan hale getirir.
5. Hizmetler “Sürdürülebilir” Şartların Bir Parçası Olabilir, Ama Tamamı Değil?
Türkiye, güçlü bir üretim tabanının yanı sıra yüksek katma değerli hizmetler (örneğin, fintech, yazılım, gelişmiş lojistik, uzmanlaşmış sağlık hizmetleri) geliştirirse, daha dayanıklı olabilir. Ancak bu, büyük yatırımlar ve yapısal değişiklikler gerektirir – ki bunlar eksik kalmıştır.
6. Hizmetler tek başına temel sorunu çözemez:
Asıl sorun hizmetlerin kendisi değil; üretim ve tarımdaki yapısal zayıflıktır. Hizmetler bir gelir kaynağı olabilir, ancak üretimin sağladığı üretken kapasiteyi ve katma değeri değiştiremezler. Üretim olmadan Türkiye şunları yapamaz:
• Büyük ticaret açığını azaltamaz.
• Enerji bağımsızlığını sağlayamaz.
• Gençleri için kaliteli işler yaratamaz.
• Şokları absorbe edebilecek güçlü ve çeşitlendirilmiş bir sanayi tabanı oluşturamaz.
Türkiye, Sanayi-Hizmet Sektörü Dönüşümünde Erken mi Davrandı?
Türkiye için “sanayiden hizmet sektörüne geçiş” sorusu, ekonomi literatüründe sıkça tartışılan ve üzerinde dikkatle durulması gereken karmaşık bir konudur. Bu sorunun cevabı, kesin bir “evet” ya da “hayır” olmak yerine, “sanayiden hizmetlere geçiş” tercihi yerine, “sanayinin hizmetleştirilmesi” (servitization) ve “yüksek katma değerli sanayiye geçiş” tercihi olmalıydı.
1. “Erken Sanayisizleşme” Riski
Risk: Gelişmekte olan ülkeler için en büyük tehlikelerden biri, sanayileşme sürecini tamamlamadan hizmet sektörüne geçiş yapmaktır. Gelişmiş ülkeler (ABD, İngiltere) sanayiden hizmetlere geçiş yapmış olsalar da, bu geçişi kişi başı gelir çok yüksekken gerçekleştirmişlerdir. Türkiye henüz bu gelir seviyesine ulaşamamıştır. Bu durumda sanayiden vaz geçilir ise, Türkiye “Erken Sanayisizleşme” (Premature Deindustrialization) tuzağına düşer. Bu durum, ülkenin orta gelir tuzağına hapsolmasına ve fakirleşmesine neden olur. Çünkü hizmetler sektörü (düşük teknolojili olanlar), verimlilik artışı sağlamakta sanayiden daha yavaştır.
- Neden Riskli? Sanayi sektörü, verimlilik artışının en yüksek olduğu, teknoloji transferinin en kolay gerçekleştiği ve katma değeri yüksek ihracat yapmayı sağlayan bir sektördür. Eğer sanayi tam olgunlaşmadan (örneğin yüksek teknolojili üretim aşamasına geçilmeden) tarım veya düşük katma değerli hizmetlere (perakende, basit turizm vb.) geçilirse, ülke “orta gelir tuzağına” yakalanır.
- Türkiye’nin Durumu: Türkiye hala orta gelir grubundadır ve katma değeri yüksek, teknoloji yoğun sanayi ürünleri ihracatında gelişmiş ülkelere göre geridedir. Bu nedenle, sanayiyi tamamen rafa kaldırmak yerine, sanayiyi dönüştürmek (Industry 4.0) gerekirdi.
2. Hizmet Sektörünün Niteliği Önemlidir
Hizmet sektörü homojen bir yapı değildir. “Sanayiden hizmete geçiş” derken kast edilen şey kritiktir:
- Düşük Katma Değerli Hizmetler: Tüm dünyada sanayinin otomasyonla azalması sonucu insanlar düşük verimli hizmet işlerine (kuryelik, restoran, perakende) yöneliyor. Bu tür bir geçiş, Türkiye’nin cari açığını kapatmaz ve refah seviyesini yükseltmez.
- Yüksek Katma Değerli Hizmetler: Yazılım, finans, hukuk, danışmanlık, AR-GE, lojistik ve sağlık turizmi gibi “ileri hizmetler”, sanayiden daha yüksek verimlilik ve gelir sağlayabilir.
- Sonuç: Türkiye, sanayiyi bırakıp sadece düşük kaliteli hizmetlere yöneldiği takdirde ekonomik durgunluk yaşar. Ancak yüksek teknolojili hizmetlere (yazılım, fintech vb.) odaklanırsa bu bir “yükseliş” hikayesi olabilir.
3. Küresel Eğilimler ve “İkisi Bir Arada” Modeli
Günümüzde gelişmiş ekonomilerde sanayi ve hizmet arasındaki ayrım bulanıklaşmaktadır. “Servitization” (Hizmetleşme) kavramı, sanayi ürünlerine hizmetin entegre edilmesini ifade eder
- Örnek: Bir otomobil üreticisi artık sadece araba satmaz; bağlantı hizmetleri, yazılım güncellemeleri ve bakım paketleri satar.
- Türkiye İçin Yol Haritası: Türkiye’nin sanayiden tamamen uzaklaşması değil, ürettiği ürüne hizmet katarak değerini artırması gerekir. Örneğin, sadece beyaz eşya üretmek yerine, onun “akıllı ev sistemleri” ile entegre edilmiş halini sunmak.
4. Cari Açık
Türkiye ekonomisinin yapısal sorunu olan cari açık, genellikle enerji ve ara malı ithalatından kaynaklanır.
- Sanayi, ithalata bağımlı olabilir ancak ihracat yaparak döviz girdisi de sağlar. Sanayi üretimi yapmazsanız, tükettiğiniz her şeyi (telefonlar, arabalar, makineler, ilaçlar) döviz vererek yurt dışından almak zorunda kalırsınız.
- Hizmet sektörü (özellikle turizm ve yazılım) döviz girdisi sağlar. Ancak, turizm, yazılım, vs. bu ithalatı karşılayacak kadar döviz getirebilir mi? Turizm mevsimliktir ve dış şartlara (politik, sağlık) bağımlıdır. Yazılım ve finans hizmetleri potansiyeli yüksek olsa da, şu anki ihracat hacmi devasa enerji ve ara malı ithalatını karşılamaya yetmemektedir. Üretim tabanlı bir sanayi olmadan, hizmetler sektörüyle kalıcı bir cari açık kapatılamaz.
- Strateji: Turizm ve lojistik gibi hizmetler cari açığı kapatmada büyük rol oynar. Ancak yüksek teknolojili sanayi ürünleri (elektronik, savunma sanayi, ilaç) olmadan, küresel daralmalarda dış şoklara karşı dayanıklı olmak zordur.
5. İstihdam ve Sosyal Tehlike
Sanayi, organize iş gücünü barındıran ve sendikal yapının gelişebildiği alanlardır.
- Hizmetler sektörü iki uçludur: Çok yüksek gelirli yazılımcılar/finansçılar veya çok düşük gelirli/güvencesiz (kurye, garson, mağaza personeli) çalışanlar.
- Sanayinin zayıflaması, işsizlik ve güvencesiz işlerin artması demektir. Bu durum toplumsal huzuru ve gelir dağılımını bozabilir.
6. Zamanı Geldi mi?
Türkiye, sanayiden hizmetlere geçişi bir hedef olarak koymamalıdır. Bu, bir geriye gidiştir. Ancak, “Düşük Teknolojili Sanayiden -> Yüksek Teknolojili ve Hizmet İçerikli Sanayiye” geçişi bir hedef olarak konulabilir.
- Kısa ve Orta Vadede: Sanayiden tamamen kopmak Türkiye için doğru değildir. Dünyada yeni trend sanayiyi terk etmek değil, sanayiyi yazılım ve hizmetlerle birleştirmektir. Türkiye hala genç bir nüfusa sahip ve sanayi, istihdam yaratma kapasitesi olan bir sektör. Sanayinin teknolojik dönüşümü (dijital fabrikalar, otomasyon) öncelik olmalıdır.
- Uzun Vadede: Gelişmiş ülke olmak için GSYH içinde sanayinin payı doğal olarak düşecek, hizmetlerin payı artacaktır. Ancak bu düşüş, sanayinin çökmesiyle değil, verimliliğin artması (daha az insanla daha çok üretim) ve ekonomide zenginleşen insanların daha çok hizmet talep etmesiyle oluşmalıdır.
Yani, sanayi bitmemeli, akıllanmalıdır.
NETİCE:
Türkiye sanayi sektöründen hizmet sektörüne geçişte erken bir evreye girdi. Geleneksel ekonomik kalkınma modellerine göre, bir ülke genellikle önce tarım, ardından sanayi ve son olarak hizmet sektörüne doğru gelişir. Ancak Türkiye’de, bu süreç biraz farklı işledi. Türkiye, sanayiden hizmete geçişte geleneksel ekonomik modellere göre sanayi tam olgunlaşmadan, erken bir geçiş göstermiştir. Özellikle 2000’lerden itibaren hizmet sektörünün büyümesi, turizm, ticaret ve teknoloji gibi faktörler nedeniyle öngörülen süreyi aştı. Bu geçiş, dengesiz ve zorlu bir süreçti, çünkü sanayi sektörünün zayıflaması, ekonomik dalgalanmalarla başa çıkma zorluğunu da beraberinde getirdi.
Ancak, Türkiye, yalnızca hizmet sektörüne dayanarak ayakta kalamaz. Hizmet sektörü, dış şoklara karşı doğal olarak savunmasızdır, verimlilikten yoksundur, sürdürülemez ticaret dengesizlikleri yaratır ve temel ekonomik zayıflıkları ele almaz.
Hizmetler, çeşitlendirilmiş bir stratejinin parçası olmalı, ancak tek başına yeterli olmayacaktır. Türkiye’nin imalat sektörünü yeniden inşa etmesi gerekiyor:
• Gelişmiş imalata (örneğin, yeşil teknoloji, havacılık, otomotiv, yüksek katma değerli makineler) yoğun yatırım yapılması.
• Verimliliğin artırılması (eğitim, Ar-Ge, altyapı).
• İthalata bağımlılığın azaltılması (özellikle enerji ve hammadde).
• Güçlü bir sanayi tabanı etrafında yüksek katma değerli hizmetler geliştirilmesi (örneğin, üreticiler için teknoloji hizmetleri).
Bu konudaki mevcut politikalar yetersiz. Türkiye’nin bazı imalat girişimleri ve hedefleri olmasına rağmen, imalat sektörünü dönüştürmek için gereken yatırım hızı, verimlilik artışı ve politika tutarlılığı eksiktir. Yalnızca hizmetlere güvenmek, bu kritik eksikliği göz ardı etmek anlamına gelir.
Bu yapısal değişim ile birlikte, sektörün kalitesi, iş güvencesi ve uzun vadeli sürdürülebilirliği hâlâ kritik sorular olarak kalıyor. Türkiye’nin gelecekteki ekonomik sağlığı, turizme aşırı bağımlılığı aşma, daha yüksek katma değerli hizmet işlerini yaratma ve sanayiyi yenilikçi, teknoloji‑ağırlıklı bir biçimde yeniden canlandırma yeteneğine bağlıdır. Bu iki yönün dengeli bir şekilde geliştirilmesi, hizmet‑ağırlıklı ekonominin bir “başarı” hikayesine dönüşmesini sağlayabilir.
Sürdürülebilir ekonomik hayatta kalma, imalat sanayinin (özellikle ileri imalat sanayinin) şu ankinden çok daha güçlü bir rol oynadığı dengeli ve çeşitlendirilmiş bir ekonomiyi gerektirir. Sadece hizmet sektörüne güvenmek, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu temel yapısal zorlukları göz ardı eden tehlikeli bir yanılsamadır. Ülke, gerçek bir direnç ve refah elde etmeyi umuyorsa, sanayi altyapısını aktif olarak yeniden inşa etmelidir.
KAYNAK:
- OECD “Structural Transformation and Growth in Turkey” (2023) – Sanayi‑hizmet sentezi.
- World Bank “Premature Deindustrialization in Emerging Economies” (2022).
- TÜBİTAK Raporu “Digital Services and Manufacturing 4.0 – Türkiye Perspektifi” (2024).
- IMF “Turkey Economic Outlook – 2024” – Sanayi ve hizmet sektörleri dinamikleri.
- “Türkiye Ekonomisi -Yalçın Karatepe, kitapyurdu
- “Türkiye’de Hizmet Sektörünün Gelişimi ve Rekabet Gücü” – Ahmet Yılmaz, dergipark.org.tr
- “Türkiye Ekonomisi Üzerine Makaleler”- çeşitli yazarlar (ed. Hüseyin Kazım Özdemir)
- TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) Verileri
- Ekonomik “Türkiye’nin ve Sosyal Dönüşümü”- Fikret Bila, kitapyurdu.com