Aşağıda, bu konuşma özetlenmektedir.
Mark Carney, 26 Ocak 2026 tarihli Davos konuşmasında, uluslararası ilişkilerdeki temel değişimi ve orta güçlerin yeni dünyada izlemesi gereken stratejiyi detaylı bir şekilde ele alıyor. Konuşma, “kurallara dayalı uluslararası düzenin çöküşü” ve “büyük güçler rekabetinin hakimiyeti” üzerine kuruluyor. Carney, Thucydides’in “güçlü olan yapabildiğini, zayıf olan çekmek zorunda kaldığını” savunan atasözünün artık kaçınılmaz bir gerçeklik olarak kabul edildiğini vurguluyor. Ancak bu durum karşısında ülkelerin pasif kalıp “uyum sağlama” eğiliminin işe yaramayacağını, aksine “yalan içinde yaşamayı bırakma” zamanının geldiğini savunuyor.
Havel Örneği ve Yalanın Çöküşü:
Carney, Çek düşünür Václav Havel’in 1978’de yazdığı Komünist Sistemin Sürdürülebilirliği eserini örnek alarak, insanların “tabelaları pencereden indirme” cesaretini vurguluyor. Havel’e göre, komünist sistemin devamı, şiddetten çok insanların “yalan içinde yaşamayı kabul etmesiyle” mümkündü. Her sabah manav, penceresine “Dünya İşçileri Birleşin!” yazan bir tabela asar. Buna inanmaz, kimse inanmaz. Ama sorun çıkarmamak ve uyum sağlarken “kaygısız” görünmek için tabloyu yine de asmaya devam eder. Her sokağın manavının aynı şeyi yapmasıyla sistem, sadece şiddetle değil, insanların gizlice yanlış bildiği ritüellerde yer almasıyla ayakta kalır. Havel buna “yalan içinde yaşamak” der. Sistemin gücü gerçeğinden değil, herkesin sanki doğruymuş gibi davranma isteğinden kaynaklanır. Kırılganlığı da buradan gelir: Tek bir kişi durduğunda, manav tabelasını indirdiğinde illüzyon çatlar. Manavın penceresine “Dünya İşçileri Birleşin!” tabelasını asmaması, sistemin çöküşüne yol açacaktı. Carney, bu metaforu günümüzdeki uluslararası düzen için uyarlıyor: “Kurallara dayalı düzen”in artık işlevsiz hale geldiğini, ancak ülkelerin hâlâ bu sistemin gerçek olduğunu iddia ederek “tabelaları pencerede bırakmaya” devam ettiğini söylüyor. Artık bu illüzyonun sürdürülmesi mümkün değil; entegrasyon, büyük güçler için baskı aracı haline gelmiştir.
Kopuş ve Yeni Gerçeklik:
Carney, dünyada “geçiş değil, kopuş” yaşandığını belirtiyor. Son 20 yılda finansal krizler, pandemi ve jeopolitik gerilimler, aşırı küreselleşmenin risklerini ortaya koydu. Özellikle son yıllarda, ABD ve Çin gibi büyük güçler ekonomik entegrasyonu silah olarak kullanmaya başladı: Tarifeler baskı aracı, finansal altyapı tehdit aracı, tedarik zincirleri ise istismar edilebilir zayıflıklar haline geldi. Bu bağlamda, “karşılıklı fayda” illüzyonu çöktü. Multilateral kurumlar (WTO, BM) tehdit altında, orta güçler ise stratejik özerklik peşinde koşuyor. Ancak Carney, her ülkenin kendi “kalesini” inşa etmesinin daha fakir, kırılgan ve sürdürülemez bir dünya yaratacağını uyarıyor.
Kanada’nın Stratejisi: Değer Temelli Realizm
Kanada, bu yeni dünyada “değer temelli realizm” adı verilen bir yaklaşım benimsemiş. Bu strateji, hem ilkeli hem pragmatik hareket etmeyi hedefliyor:
- İlkeli olma: Egemenlik, toprak bütünlüğü, BM Şartnamesi’ne uygun kuvvet kullanımı ve insan haklarına saygı.
- Pragmatik olma: İlerlemenin adım adım olacağı, çıkarların farklılaşabileceği ve her ortağın tüm değerleri paylaşmayabileceği gerçeğini kabul etme.
Kanada, bu çerçevede içte güç inşası ve dışta çeşitlendirme politikalarını benimsemiş:
- Ekonomik Reformlar: Gelir ve sermaye kazancı vergilerini indirme, eyaletlerarası ticaret engellerini kaldırma, 1 trilyon dolarlık enerji, yapay zeka ve kritik mineraller yatırımları.
- Savunma ve Dayanıklılık: Savunma harcamalarını 2030’a kadar ikiye katlama, yerli sanayiyi destekleyen altyapı yatırımları.
- Dış Politikada Esneklik: AB ile stratejik ortaklık, Çin ve Katar ile yeni anlaşmalar, Hindistan ve ASEAN ile serbest ticaret görüşmeleri. Ayrıca, “değişken geometri” modeliyle konuya göre koalisyonlar kuruyor (örneğin Ukrayna’da destek, Arktika ve Grönland ile dayanışma).
Orta Güçlerin Görevi: Birlikte Eylem
Carney, orta güçlerin tek başına kalamayacağını, “masada olmazsa menüde olacaklarını” vurguluyor. Büyük güçler (ABD, Çin) kendi çıkarlarını tek taraflı olarak dayatabilirken, orta güçler birlikte hareket etmedikçe zayıf kalacak. Ancak bu birlik, eski çok taraflılık kurumlarına dayanmayacak; ortak değerler ve çıkarlar üzerine kurulmuş, konuya özel koalisyonlar şeklinde şekillenecek. Örneğin, kritik minerallerde G7 tabanlı alıcı kulüpleri kurmak veya yapay zeka alanında demokrasilerle işbirliği yapmak.
Sonuç: Yalanı Bırakıp Gerçekle Yürümek
Carney, eski düzenin asla geri gelmeyeceğini ve bunun için “nostaljiye kapılmamanın” gerektiğini savunuyor. Yeni dünya, “yalanı bırakma, gerçekliği adlandırma, iç gücü inşa etme ve birlikte hareket etme” gerektiriyor. Kanada, bu yolda öncü olmayı seçtiğini ve bu stratejinin her ülkenin benimseyebileceği bir model olduğunu vurguluyor. Konuşmanın temel mesajı, orta güçlerin “kaleler dünyası” yerine, kurallar ve meşruiyet temelli bir alternatif inşa etme yeteneğine sahip olduğunu göstermek.
Önemli Alıntılar:
- “Eski düzenin çöküşüne üzülmeyin. Nostalji strateji değildir.”
- “Orta güçler, ya birbirleriyle rekabet edip zayıflar ya da birlikte hareket edip etki yaratır.”
- “Tabelaları pencereden indirmenin zamanı geldi.”
Bu konuşma, uluslararası politikada yeni bir dönemin başlangıcı olarak tarihe geçebilir; özellikle de orta güçlerin küresel dengelerde aktif rol alması için bir manifestosu niteliğinde. Konuşma temelde “gerçekçi idealizm” ve kolektif eylemin önemini vurguluyor.
Carney’e göre artık eski dünya düzeni yok, yeni bir dönem başladı. Orta güçler, ya pasif kalıp sömürülecek ya da birlikte güçlü bir alternatif oluşturacaklar.