Enflasyonun nedeni insanların çok fazla harcama yapması değil!

“Enflasyon, bir soyguncu kadar şiddetli, silahlı bir soyguncu kadar korkutucu ve bir kiralık katil kadar ölümcül.” – Ronald Reagan, eski ABD Başkanı

Bir kayanın altında yaşamıyorsanız veya kirli zengin değilseniz, menüye veya fiyat etiketine baktığınızda enflasyonun ne olduğunu bilirsiniz. Herkes, fiyat artışları konusunda tedarikçilerinden birden fazla not alan işletme sahipleri bile, bunu hissedebilir.

Türkiye’de enflasyon genellikle maliyetlerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle enflasyonla mücadelede maliyet odaklı politikaların uygulanması enflasyonun düşmesine daha fazla katkı sağlayacaktır.

DURUM

Bazı önemli göstergeler:

İhracat, yatırım ve imalat faaliyetinin ivme kaybetmesi nedeniyle Türkiye ekonomisi 2022’de %5,6 büyüdü. Bir önceki yıl büyüme %11,4 idi.

The Heritage Foundation’ın 2023 Ekonomik Özgürlük Endeksi’ne göre Türkiye’nin ekonomik özgürlük puanı 100 üzerinden 56,9 ile dünyanın en özgür 104’üncü ekonomisi oldu. Puan bir önceki yıla göre değişmedi. Türkiye ekonomisi bölgedeki en dinamik gelişen pazarlardan biri, ancak daha fazla ekonomik özgürlüğe doğru ilerleme kurumsal eksiklikler nedeniyle yavaşladı. Mülkiyet hakları orta düzeyde iyi korunmaktadır, ancak nispeten verimsiz olan yargı sistemi yolsuzlukla mücadelede etkisizdir.

Inflation.eu internet sitesine göre Türkiye’nin ortalama enflasyon oranı 2022 yılında 71,98% oldu. Ancak Statbureau.org sitesinde 2022 yılı enflasyon oranlarına göre ülkeler sıralamasında Türkiye, dördüncü sırada yer alıyor. Resmi Enflasyon Verileri internet sitesinde, Türkiye’de 2022 ile bugün arasındaki enflasyon oranının %63,34 olduğu belirtiliyor. Bu da 2022’deki 100 liranın bugünkü 163,34 liraya denk geldiği anlamına geliyor. Statista’ya göre Haziran 2023 itibarıyla Avrupa Birliği’nde enflasyon oranı %6,4 seviyesindeydi. Türkiye’nin yüzde 38,3 enflasyon oranı, listede yer alan ülkeler arasında en yüksek olanı.

Türkiye’de yıllık enflasyon oranı Temmuz’daki %47,8’den Ağustos 2023’te art arda ikinci ayda %58,9’a yükseldi ve %55,9 olan piyasa tahminlerini aştı. Bu, esas olarak vergi oranlarındaki artışlar, artan gıda fiyatları ve liradaki değer kaybının etkisiyle geçen yılın Aralık ayından bu yana en yüksek rakam oldu. Gıda enflasyonu %60,7’ye karşı %72,9 ile 8 ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Daha fazla yukarı yönlü baskılar konut ve kamu hizmetleri (%25’e karşı %19,3), ulaşım (%70,2’ye karşı %43,4), mobilyalar, ev eşyaları (%58,9’a karşı %50,1) ve sağlıktan (%77,6’ya karşı %75,9) geldi. Ayrıca çekirdek faiz oranı bir önceki aydaki %56,1 seviyesinden Ağustos ayında dokuz ayın en yüksek seviyesi olan %64,9’a yükseldi. Aylık bazda tüketici fiyatları Temmuz ayındaki %9,5’lik artışın ardından %9,1 oranında arttı. Türkiye Merkez Bankası da enflasyon tahminini bu yıl için %65, 2024 için %33 olarak revize etti ve 2025 yılına kadar kademeli olarak %15’e indirilmesini öngördü ( kaynak:Türkiye İstatistik Kurumu).

TRADING ECONOMICS internet sitesine göre Türk Lirası, son beş yılda ABD Doları karşısında üçte iki değer kaybetti. 29 Eylül 2023 itibarıyla 1,00 ABD Doları 27,37 TL’ye eşittir. CEIC Data web sitesi, Türk Lirası’nın ABD Doları karşısındaki döviz kurunun Haziran 2023’te, önceki aydaki 19,702 ABD Doları/TL değerine kıyasla ortalama 23,085 (USD/TRY) olduğunu bildirmektedir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre Türkiye’nin cari açığı, geçen yılın aynı ayındaki 3,46 milyar dolardan Temmuz 2023’te 5,47 milyar dolara yükseldi ve piyasa tahminleri olan 4,50 milyar doların üzerinde gerçekleşti. Cari açık, 2022 yılı sonunda, 48,77 milyar dolar olarak gerçekleşmişti.

Bloomberg Business’e göre Türkiye, küresel enerji fiyatlarındaki artışı gerekçe göstererek Ocak 2022’de hane halkı elektrik ve doğal gaz tarifelerini önemli ölçüde artırdı. Bazı hanelerde elektriğe yüzde 130 kadar zam yapılırken, doğal gaz fiyatlarına hanelerde yüzde 25, enerji santrallerinde yüzde 15, fabrikalarda ise yüzde 50 oranında zam yapıldı. Enerdata ise, Türkiye’nin Eylül 2022’de elektrik ve doğal gaz fiyatlarını Türk hane halkı için yaklaşık %20, sanayi için ise yaklaşık %50 oranında artırdığını ve bunun, enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskıyı daha da artırdığını bildirdi.

Paris Ekonomi Okulu Dünya Eşitsizlik Lab’a göre, Türk nüfusunun en zengin yüzde 10’u toplam gelirin yüzde 54,5’ini alırken, en alt yüzde 50’lik kesim ise yalnızca yüzde 12’sini alıyor. OECD gelir dağılımı veri tabanı, ortalama eşdeğer gelirin %50’sinden veya %60’ından daha azıyla yaşayan Türk nüfusunun payının 1994’ten 2007’ye kadar sabit kaldığını bildiriyor. Bu dönemde nüfusun yaklaşık %16-17’si,(%50’nin diğer bölümü olan) göreli yoksulluk içinde geçimini sağlıyordu.

Parasal sektör tarafından verilen kredilerin yıllık artış hızı, hane halkı için Temmuz 2023’te %84 iken Ağustos 2023’te %85,9 olarak gerçekleşti.

Finansal olmayan kuruluşlara verilen krediler ise Temmuz 2023’te bir önceki yıla göre %52,5 artmışken Ağustos 2023’te %49,9 arttı.

CCIC’ye göre; Türkiye’de para arzı M2, M1 (nakit ve vadesiz mevduat) ile bankalardaki kısa vadeli mevduatların toplamı olarak Ağustos 2023’te 12.025.285.811,10 bin TL’ye yükselerek tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Türkiye Para Arzı M2, Temmuz 2023’te yıllık bazda %65,4 artarken, geniş para arzı M3, Ağustos 2023 döneminde yıllık yüzde 66,4 büyüdü. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yapılan açıklamaya göre, en dar para tanımı olan M1’in yıllık büyüme oranı ise Ağustos ayında %63,2 olarak gerçekleşti.

Türkiye’deki yoksulluk sınırı, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereken para miktarını ifade eder. Türkiye’deki dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı Ağustos 2023’te 43.436,65 TL’ye, açlık sınırı 13.334,13 TL’ye yükseldi. 

Türkiye’de asgari ücret, bir işçi için aylık brüt 13.414,50 TL, aylık net 11.402,32 TL olarak belirlenmiştir. Bu ücret 2023 yılı 2. Dönemi için geçerlidir. Asgari ücret, Türkiye’deki çalışanların yaklaşık 30%’unu kapsamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Mart 2022 tarihli verilerine göre, Türkiye’deki vergi gelirleri şu şekildedir:

Vergi Türü                           Gelir (Milyon TL)

Gelir Vergisi                                6.090

Kurumlar Vergisi                         3.247

Motorlu Taşıtlar Vergisi             1.310

Özel Tüketim Vergisi                 3.042

Diğer Vergi Gelirleri                   3.336

Türkiye’de merkezi yönetim vergi gelirleri dağılımı yıllar itibariyle değişmekle birlikte ortalama olarak %65 düzeylerinde dolaylı vergi, %35 oranında da dolaysız vergilerden oluşmaktadır.

2023 yılında Türkiye’de ortalama aylık maaş yaklaşık 350-420 USD civarındadır. Genç işsizliği, tehlikeli bir şekilde %30’a yaklaşıyor!

Sözcü gazetesinin haberine göre, Türkiye’de şu anda 76,5 milyondan fazla insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor; bu da ülke nüfusunun yüzde 90’ından fazlasına tekabül ediyor.

Kısaca Türkiye’de ekonomik süreç

Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca sadece 1930 ila 1946 yılları arasında, 1938 yılı hariç olmak üzere, dış ticaret açığı vermemiştir. Günümüze kadar olan diğer tüm yıllarda ithalatın ihracattan fazla gerçekleşmesinden dolayı dış ticaret açığı yaşanmıştır. Özellikle 1980 sonrası Türkiye’nin izlemiş olduğu ekonomi politikası sonucu, ihracatına karşılık ithalatında yaşanan hızlı artışlar ülkenin dış ticaret açığının artmasında etkili olmuştur. Bu dönemde ihracatta da artışlar sağlanmış ancak, bu durumun ,yeni kapasitelerin yaratılmasından çok mevcut kapasitelerin daha etkin kullanılması ve iç talebin kısılması yoluyla gerçekleştirilmesi, kısa vadede sağlanan ihracat artışını uzun vadeye yaymayı mümkün kılmamıştır.

2001 yılı bankacılık sektöründen başlayan ekonomik kriz sonrasında, IMF ile anlaşma yapılarak yeni bir yol haritası çizilmiştir. Oluşturulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” gereği yapılan reformlarla birlikte enflasyon kontrol altına alınmış, bütçe açıkları disipline edilmiştir. Ayrıca kurallara dayalı politika oluşturmaya yönelik olarak özerk kurumlar oluşturulması ve düzenleyici otoritenin geliştirilmesi, şeffaflığı ve dış yatırımcının güvenini artıran unsurlar olmuştur. Ekonomik reformlar bir yandan iktisadi verimliliği artırırken, diğer yandan hızlanan AB süreci tüm bu pozitif gelişmelere kurumsal çapa olmuştur. Ancak 2010 sonrasından başlayarak, bu süreç devam ettirilememiştir (Özatay, 2015: 11-12).

2008’de başlayan küresel ekonomik kriz, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizi de olumsuz etkilemiştir. 2011 sonrasında IMF programının bitmesi ve AB’ye katılım sürecinden uzaklaşılması, aynı zamanda özerk devlet kurumlarının siyasallaşmaları, 2010 öncesi ülkemize çekilen rekor seviyedeki doğrudan yabancı yatırımların yavaşlamasına sebebiyet vermiştir.

Bu dönemde gelişmekte olan ülkelere akan likidite bolluğundan ülkemiz de faydalanmıştır ancak bu fırsat iyi değerlendirilememiş ve zikzaklı bir büyüme dönemi görülmüştür. Bol Amerikan Doları, bugün karşılaştığımız problemlerin (Döviz kıtlığı ve fiyatı, yükselen enflasyon, işsizlik, banka problemleri vs. gibi) alt yapısını oluşturmuştur.

  • Özellikle Amerika’nın krizden kurtulmak için piyasaya sürdüğü 1 trilyondan fazla Amerikan Doları ki buna “Paraşüt Para” ismi verilmiştir, sıcak para olarak ülkemizde TL’nin aşırı değerlenmesini yaratmış ve ucuzlayan ithal ürünleri, bir yandan hane halkının tüketici kredileri ile limitsiz borçlanarak (Bankaların kaldırımlarda stand kurarak yoldan geçenlere, kollarından çekip kredi verdikleri yıllar) ucuz ithal mallarını tüketmeleri sonucunu doğurmuştur. Her ne kadar tüketim kaynaklı yüksek büyüme rakamlarına erişilmişse de, insanlarda büyük bir borç yükü de oluşmuştur.
  • Gelirlerini artırmak yerine, kredi ile hane halkının bankalara borçlanarak ithal mallarını tüketmeye yönlendirilmesi, yerli üretimi de etkilemiş ve yıllardır yerli üretilen pek çok ürün, aşırı değerli TL’nin benzer ithallerini sanayicilere Türkiye’de üretilenden daha ucuza temin edebilmelerini sağladığı için, ara malı ithalatı aşırı yükselmiş ve bir kısım sanayiciler adeta ithalatçı olmuşlardır. Bugün,1 dolarlık bitmiş bir ürünün neredeyse 71 centi, ithal edilmektedir.
  • Dolar kredi faizleri, TL cinsi kredilere göre çok daha uygun olduğu ve o yıllarda değeri pek değişmediği için, firmalar tarafından borçlanma aracı olarak seçilmiş ve yabancı para geliri olmayan firmaların da yabancı para ile kredi almalarına yeşil ışık yakılması sonucunda Dolar borçlanmaları daha da artmıştır. Sonuçta, özel sektörde Dolar bazında büyük bir borç yükü oluşmuştur.
  • Gelişmekte olan ülkeler, büyümenin hızlanması için ülkeye doğrudan yatırım çekmeye çalışırlar. Bunun başlıca sebebi yeterli derecede iç tasarruf yapamamalarıdır. Bu noktada yabancı yatırımın ülkeye çekilmesi için diğer ülkeler ile bir rekabet yapılmaktadır ve yatırımın çekici kılınması için daha iyi bir siyasi, ekonomik ve hukuki ortamın oluşturulması gerekmektedir. Global kriz öncesinde Türkiye, hızlı bir şekilde yabancı yatırım çekmeyi başarmıştır. Bunun öncelikli sebebi AB ile müzakerelere başlanmasıdır. 2005-2009 döneminde müzakerelerde mesafe alınmasıyla birlikte, ülkemize önemli seviyede yabancı sermaye girişi, yıllık 20 milyar doların üzerine çıkmıştı. Bu, Türkiye’nin bugüne dek çekebildiği en yüksek yabancı sermaye giriş seviyeleridir. Ancak global kriz sonrası müzakerelerin yavaşlaması ve yapısal reformların aynı hızda devam etmemesi sonucunda giriş ivmesi hızını kaybetmiştir.
  • Türkiye’ye giren para, ithal ikamesine yönelik gelir üretecek yeni yatırımların yapılıp yerel üretimin artırılmasını sağlayacak alanlarda değil, daha çok konut ve diğer inşaat işleri gibi yapıldıktan sonra atıl kalan ve alınan borçların geri ödenmesine yönelik gelir üretmeyen yatırım alanlarında değerlendirilmiştir. Dolayısıyla alınan borçların ödenmesi sorunu oluşmuştur.

2010 yılında baz etkisi sebebiyle %9,2’lik bir büyüme görülmüştür. 2011-2017 yılları arasındaki ortalama büyüme performansı ise %4,6’dır. 2017 yılında görülen %7,4’lük büyüme, ortalamayı artıran bir performanstır ancak bu oranın sağlanmasında genişleyici para ve maliye politikasının etkisi bulunmaktadır ve sürdürülebilir gözükmemektedir. Ayrıca IMF raporu ekonomide bir ısınma sorununa işaret etmektedir. Türkiye’de 2017 yılı enflasyon oranı TÜFE, 2017 Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre 11,92% artmıştır. 2017 yılı Dolar kuru ise en yüksek 3,98 TL olmuştur.

Günümüzdeki sorun, sıcak paranın gelişmekte olan ülkelerden kaçarak tekrar vatanlarına dönmeye başlamasıdır. Aşırı para, Amerika ve Avrupa’da enflasyon yaratmaya başlamış ve ülke merkez bankaları önlem olarak, bir yandan faizleri artırırken diğer yandan piyasadaki aşırı likiditeyi emmeye başlamışlardır. Bu durum, Türkiye dahil pek çok ülkeden doların kaçması sonucunu yaratırken, dolar ile borçlanmış özellikle özel sektörü zor duruma soktu. Zira Doların çıkışı ve zor bulunur olması, değerini yerel paralara göre artırdı.  

Türkiye ekonomisi, 2018’den bu yana yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve yüksek özel sektör borcu gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldı:

  • Merkez bankasının bağımsızlığına müdahale edilmesi ve yüksek enflasyona rağmen faizlerin düşürülmesi.
  • Özel sektörün özellikle döviz cinsinden yüksek borcu, ekonomiyi paranın değer kaybı ve dış şoklara karşı savunmasız hale getirdi.
  • Düşük tasarruf oranını ve yabancı sermaye girişlerine bağımlılığı yansıtan kalıcı cari işlemler açığı oluştu.
  • Turizm gelirlerini azaltan ve ekonomik aktiviteyi aksatan COVİD-19 salgınının etkisi yaşandı.

Bu faktörler durgunluğun uzun sürmesine, liranın değerinde keskin bir düşüşe, işsizliğin ve yoksulluğun artmasına ve yatırımcı güveninin kaybolmasına yol açtı. Krizi önlemeye yönelik müdahaleler; mali teşviklere, kredi genişlemesine ve makroekonomik dengesizlikleri kötüleştiren dövize müdahalelere dayandığı için, genellikle etkisiz veya verimsiz oldu

ENFLASYONLA MÜCADELE DOĞRU MU YAPILIYOR?

Şu anda uygulanan politika, Enflasyonun “Talep Tabanlı” olduğu düşüncesiyle talebi boğarak-insanların temel maddeleri dahil her şeye zam yaparak ve çalışanların gelirini enflasyonun çok altında bırakarak- üretenlerin fiyat artırmalarının önünü kesmek gibi. Böylelikle enflasyon artışının azalması bekleniyor. Alan olmazsa fiyat düşer!

Peki bu teşhis doğru mu? Enflasyona, 76,5 milyondan fazlası yoksulluk sınırı altında yaşayan insanların (ülke nüfusunun yüzde 90’ından fazlasına tekabül ediyor) talebi mi neden oluyor? Yoksulluk ve açlık sınırı altındaki asgari ücretin neredeyse ortalama ücret haline geldiği bir ülkede talep enflasyonu beklemek fazla iyimserlik olmazmı?

Aşağıda talep enflasyonu kısaca açıklanmaktadır. Oradan görüleceği gibi, bu tür enflasyonu oluşturacak nedenlerin bir çoğu Türkiye’de mevcut değil.

TÜRKİYE’DE TALEP ENFLASYONU VAR MI?

Türkiye’de talep enflasyonun fiyatları yükselttiğine ilişkin bazı görüşler var. Talep enflasyonu nasıl oluşur.

Talep kaynaklı enflasyon, ekonomi tam istihdamda veya tam istihdama yakınsa, toplam talepteki bir artış, fiyat düzeyinde bir artışa yol açar. Firmalar tam kapasiteye ulaştıklarında enflasyona yol açacak fiyatları yükselterek karşılık veriyorlar. Ayrıca, işgücü sıkıntısıyla birlikte tam istihdama yakın çalışanlar, harcama güçlerini artıracak daha yüksek ücret alabilirler.

Ekonomik büyümenin uzun vadeli büyüme eğilim oranının üzerinde olması durumunda talep kaynaklı enflasyon eğilimi oluşabilir. Ekonomik büyümenin uzun vadeli eğilim oranı, ortalama sürdürülebilir büyüme oranıdır ve verimlilikteki artışla belirlenir. Talep enflasyonu aşağıdaki gibi faktörlerden kaynaklanabilir:

• Aşırı talep ve ‘çok az malın peşinde koşan çok para.’

• Ekonomi tam istihdamda/tam kapasitededir (veya buna çok yakındır).

• Ekonomi uzun vadeli eğilim oranından daha hızlı büyümektedir.

• İşsizlik oranı düşmektedir.

• Düşük faiz oranları. Faiz oranlarındaki düşüş tüketici harcamalarının artmasına ve yatırımların artmasına neden olur. Talepteki bu artış enflasyonist baskılarda artışa neden oluyor.

• Konut fiyatlarındaki artış. Artan ev fiyatları olumlu bir zenginlik etkisi yaratarak tüketici harcamalarını artırıyor. Bu da ekonomik büyümenin artmasına neden oluyor.

• Gerçek ücretlerin artması. Örneğin sendikalar daha yüksek ücret oranları için pazarlık yapıyor.

• Devalüasyon. Döviz kurundaki devalüasyon iç talebi artırır (ihracat daha ucuz, ithalat daha pahalı). Devalüasyon aynı zamanda maliyet enflasyonuna da neden olacaktır (ithalat daha pahalıdır)

Faiz oranlarının ve vergilerin düşürülmesi sonucunda konut fiyatlarında oluşan yükselme, olumlu bir servet etkisi yaratarak tüketici güveninde artışa yol açar. Artan güven, harcamaların artmasına, tasarrufların azalmasına ve borçlanmanın artmasına neden olur. Ancak ekonomik büyüme oranının artması ülkenin uzun vadeli eğilim oranının üzerine çıkar. Sonuç, firmaların talebi karşılayamaması nedeniyle enflasyon artar. Bu da cari açığın oluşmasına neden olur.

Ancak, dünyada talep kaynaklı enflasyon oldukça nadir hale geldi. Enflasyondaki küçük artışlar (2008/2001) temel olarak maliyet etkenlerinden kaynaklanmıştır. Son yıllarda talep kaynaklı önemli bir enflasyona tanık olunmadı. Bu birkaç faktörden kaynaklanmaktadır:

• Para politikasından ve enflasyonun %2 hedefinde tutulmasından sorumlu Bağımsız Merkez Bankaları

• Dünyevi durgunluk. Daha düşük ekonomik büyüme oranları

• Küresel ekonomiden fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı. Asya’da üretilen malların deflasyonu.

• Fiyatların düşmesine yol açan yeni teknoloji.

TÜRKİYE’DEKİ YÜKSEK ENFLASYONUN NEDENLERİ

Küresel olarak enflasyon yükseliyor. Enflasyon, herhangi bir azaltma belirtisi göstermiyor ve daha da kötüsü, onu kontrol etmeye odaklanan çabalar ekonomileri durgunluğa daldırmakla tehdit ediyor. Ancak, enflasyon oranları söz konusu olduğunda  bazı ülkeler diğerlerinden daha fazla etkilenmiş durumda. Türkiye, yüzde 70’e yaklaşan oranlarla enflasyondan en kötü etkilenenlerden biridir. Türkiye’nin enflasyonu neden bu kadar yüksek?

Türkiye’deki enflasyonun nedenleri karmaşık ve çok yönlüdür. Türk lirasının değerindeki düşüş, yüksek gıda ve enerji fiyatları ve büyük ticaret açığı ana faktörlerden bazılarıdır. Ayrıca hükümet politikaları ve ekonomik istikrarsızlık da enflasyona katkıda bulunabilmektedir. Enflasyonun ülkeye ve mevcut ekonomik durumuna bağlı olarak farklı nedenleri ve etkileri olabileceğini unutmamak önemlidir.

Türkiye’de enflasyonun talep tabanlı olduğu çok nadirdir. Zira çalışanlar, çoğu zaman enflasyon altında bir ücret alırlar. Sadece 1980 öncesindeki enflasyonlarda, “eşel mobil” sistemi kullanılarak ücretlerin enflasyona paralel yükseltilme politikaları güdülüyordu. Bu durumda dahi ücret artışları, enflasyon sebebi değil, oluşan enflasyon karşısında çalışanların fazla ezilmemelerine yönelik alınan bir tedbirdi. Esasen o dönemde sendikalar çok güçlü idi. Ancak, 1980 darbesiyle birlikte sendikaların gücü kayboldu ve sonrasında, bütün bunlar unutuldu.

Ülkedeki yüksek enflasyona birçok faktör katkıda bulunurken, bazı önemli nedenler:

1. Makroekonomik Dengesizlikler: Türkiye, yüksek düzeyde kamu ve özel sektör borcu, cari işlemler açığı ve yabancı sermaye girişlerine bağımlılık dahil olmak üzere önemli makroekonomik dengesizliklerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu dengesizlikler ülkenin para birimi üzerinde baskı oluşturarak, enflasyonist baskılara yol açmaktadır.

2. Paranın Değer Kaybı: Türk lirasındaki değer kaybı enflasyonun önemli bir etkenidir. Para birimindeki değer kaybı, ithalat maliyetini artırarak ithal mal ve hammadde fiyatlarının yükselmesine neden olacaktır. Türkiye’de döviz kurlarında sık sık görülen dalgalanmalar, enflasyonist baskılara katkıda bulunuyor.

3. Gevşek Para Politikası: Tarihsel olarak Türkiye, ekonomik aktiviteyi canlandırmak için düşük faiz oranları ve kredi büyümesi de dahil olmak üzere genişletici para politikaları izlemektedir. Büyümeyi artırmayı amaçlayan bu politikalar, etkili mali disiplin ve yapısal reformlarla birlikte yapılmadığı için, enflasyonu artırabilmektedir.

4. Siyasi ve Jeopolitik Belirsizlik: Siyasi ve jeopolitik belirsizlikler yatırımcı güvenini olumsuz yönde etkileyebilir ve kur oynaklığına katkıda bulunabilir. Türkiye, piyasa duyarlılığını etkileyebilecek ve enflasyonist baskıları artırabilecek küresel ortaklarla iç siyasi zorluklar ve gerilimlerle karşı karşıya kaldı.

5. Arz Yönlü Faktörler: Türkiye’de enflasyon, tarımsal üretimdeki dalgalanmalar, enerji fiyatları ve fiyat kontrollerini veya düzenlemelerini etkileyen idari tedbirler gibi arz yönlü faktörlerden de etkilenmektedir. Tedarik kesintileri veya darboğazlar daha yüksek maliyetlere ve fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskıya yol açabilir. 

6. Enflasyon Beklentileri: Enflasyon dinamiklerinin şekillenmesinde beklentiler önemli rol oynamaktadır. Hane halkı ve işletmeler fiyatların artmaya devam etmesini beklerse, daha yüksek ücretler talep ederek ve fiyatları artırarak davranışlarını ayarlayabilir ve bu da enflasyonist baskıları daha da artırabilir. Enflasyon beklentilerini yönetmek, fiyat istikrarı açısından hayati önem taşıyor.

7. Türk şirketleri işletme sermayesi olarak çok fazla borçlanma eğiliminde idiler ve bunu da çoklukla Dolar cinsinden yaptılar. Zira Dolar kredilerin faizi düşüktü ve “Helikopter paranın” bol olduğu dönemlerde kurlarda yükselme olmuyordu. Ancak bu tür yabancı para ile borçlanma, onları döviz dalgalanmalarına karşı savunmasız hale getirdi. Ve Dolar evine dönmeye başlayınca, özellikle yabancı para geliri olmayanlar için sorunlar başladı. Borçlanmanın nedeni kısmen Türkiye’nin düşük tasarruf oranlarıdır; bu da bankaların uluslararası piyasalar aracılığıyla da kendilerini toptan fonlamaları ve döviz duyarlılığının artması anlamına geliyor.

8. Türkiye’de üretimin büyük oranda ithalata bağlı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Hammadde ve ara mallar çoğunlukla ithal edilmektedir. Dolayısıyla artan döviz kuru, üretim maliyetlerinin artmasına ve dolayısıyla yüksek enflasyona neden olmaktadır. Döviz kurlarındaki ani yükselişi yavaşlatmak ve enflasyonu kontrol altına almak için Merkez Bankası faiz oranlarını artırmaya başladı ama enflasyon oranı altındaki faiz pek işe yaramıyor gibi görünüyor. Dolayısıyla yükselen enflasyon, yükselen Dolar ve artan faiz oranları, üçü bir arada oluşuyor.

9. Türkiye ham üretim girdilerini ihraç ederken, onlarla üretilmiş ara mal veya nihai ürünler ithal etme eğiliminde. Endüstri, katma değeri yüksek ve yenilikçi ürünleri oluşturamıyor. Genel olarak, ihraç ürünlerimiz yüksek teknoloji vasıflı olmayıp pek çok ülkede üretilen tipler. İthal ara malı kullanılarak üretilenler, yabancı para değerindeki artışlardan etkileniyor. İhracatın, ithalatı karşılama oranı düşük. Devamlı cari açık oluşturuyor.

10. Dolaşımdaki para arzı artışı. Tarihsel olarak para arzında bir artışı gerektiren durumlarda- durgunluk veya depresyon gibi- merkez bankaları dolaşımdaki para miktarını artırabilir. Bu eylemin arkasındaki amaç, bankaları borç vermeye ve tüketicileri ve işletmeleri borç alıp harcamaya teşvik etmektir. Bununla birlikte, para arzındaki artış, gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) ile ölçülen ekonomik büyüme tarafından desteklenmiyorsa, hiperenflasyona neden olabilir. Türkiye’de son yıllarda para arzı aşırı yükselmiştir.

NETİCE                            

Literatürde farklı çalışmalar kaynak açısından enflasyona odaklanırken, konu arz veya talep açısından tartışılmaktadır. Saatçioğlu ve Korap (2006) yaptıkları çalışmada 1989-2004 döneminde enflasyonun talep yönlü olmadığı, enflasyonun temel belirleyicisinin maliyet kaynaklı şoklar olduğu sonucuna varmışlardır. Türkiye ekonomisi gibi yapısal dönüşümünü tamamlamamış ülke ekonomilerinin ithalata dayalı bir üretim-ihracat ve büyüme politikası izlediği bilinmektedir. Ardından gelen kur şokları sonucunda zaten durgun olan piyasalarda yıkıcı etkilerin yaşandığı görülüyor.

 Sami TABAN, Mehmet ŞENGÜR tarafından “Türkiye’de enflasyon kaynağının belirlenmesi” adlı araştırmada, Türkiye’de enflasyonun kaynağı ekonometrik test yöntemleri kullanılarak belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu amaçla, 2003:2-2014:12 dönemi aylık nominal faiz, TÜFE ve ÜFE enflasyon oranları kullanılmıştır. Test sonuçlarına göre, faiz oranlarından TÜFE enflasyon oranlarına doğru bir ilişkiye rastlanılmamış olması, Türkiye’de enflasyonun kaynağının talep yönlü olmadığını gösterir. Ancak, analiz sonuçlarından ÜFE enflasyonundan TÜFE enflasyon oranlarına doğru çok güçlü olmasa da istatistiki yönden anlamlı bir ilişkiye rastlanılmış olması, faiz oranları dışında üretim maliyetlerini etkileyen faktörlerin TÜFE enflasyonunun pozitif yöndeki artışında etkili olduğunu göstermektedir. Bu tespit, Türkiye’de incelenen dönemde enflasyonun kaynağının talep ağırlıklı değil daha çok maliyet ağırlıklı olduğunu göstermektedir. Yani, Türkiye’de maliyet enflasyonu içinde faizin etkisinin düşük kaldığını, buna karşılık faiz dışında döviz kurları, vergi ve girdi fiyatları gibi faktörlerin enflasyonu etkilemede daha güçlü olduğunu söyleyebiliriz.

Literatürde birçok kez tartışılmasına rağmen Türkiye ekonomisinde özellikle son 6 çeyrekte Merkez Bankası ve politika yapıcıların aldığı faiz kararları eleştirilmiş, bu da destek bulan ve teorik olarak pekiştirilen bir olgudur. Bu durum pek çok tartışmayı da beraberinde getirmiş ve konu faiz oranı ile enflasyon değişkenleri arasındaki neden-sonuç ilişkisine indirgenmiştir. Literatürde faiz, kur şoku ve Merkez Bankası politikası kaynaklı enflasyon teorileri bulunsa da ülke ekonomisindeki düşük faiz stratejilerinin yüksek döviz kurlarıyla yüksek enflasyonu tetiklediği sıklıkla dile getirilmektedir. Türkiye Ekonomisindeki tarihsel süreç dikkate alındığında enflasyon sorununun güncel olmadığı, dışa bağımlılık ve istihdam sorunlarıyla birlikte 1960’lı yıllarda planlı döneme geçişin temel nedenlerinden biri olduğu söylenebilir.

Fraser Institute’un oluşturduğu “yasal sistem ve mülkiyet hakları endeksi”, iktisadi ajanlara sağlanan güvenirlik ile ilgili fikir vermektedir. Bu endeks de Türkiye’nin puanı düşüktür. Daha yüksek puanlar elde edebilmek için hukukun üstünlüğünün dikkate alınması, mülkiyet haklarının korunması, bağımsız ve tarafsız yargının sağlanması ile hukukun adil ve etkin uygulanması gereklidir.

Ülke ekonomisinin iyileştirilmesi ve dış ticaretin artırılması için sanayi sektörüne verilen önemin ve yatırımların da artırılması gerekir. Sektör yeni yatırımlarla birlikte üretim açısından daha aktif hale getirilmelidir. İthal ürünlerin üretimi için gerekli teknoloji ve alt yapı oluşturulup ithalat azaltılarak dövizin ülkede kalması sağlanmalıdır. Sanayi sektörüne yapılacak olan yatırımlarla birlikte üretimin artması istihdam açısından, ihracatın artması ise kişi başına düşen gelirin yükselmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Türkiye gibi tasarruf oranı çok düşük ve bu nedenle kaynakları kısıtlı bir ülkede, bunların çok akılcı ve ülkenin gerçek menfaatleri için kullanılması çok önemlidir. Bunu sağlamaya yönelik yeni bir müstakil “Devlet Planlama Teşkilatı” kurularak, Türkiye’nin şu andaki mevcut ve potansiyel kaynaklarının kapsamlı bir araştırması ve insanların ihtiyaçlarının dikkatli bir şekilde incelenmesi temelinde bir durum tespiti yapılması faydalıdır. Ekonomi; ağır sanayi, mal imalatı, gıda üretimi, hizmet temini, turizm vb. gibi genel olarak sınıflandırılan sektörlerden oluşur. Bunların hepsi bir şekilde değer(zenginlik) üretir, ancak bunu gerçekleştirmek için kaynaklara ihtiyaç duyar. Planlama teşkilatı, ulusal ihtiyaçlara yanıt olarak tüm bu sektörlerle ilgili olarak ülkenin hedeflerini ve önceliklerini analiz eder, ve temel hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik bir takvim içerisinde yeni yatırımları tayin eder ve gerçekleştirilmeleri için mevcut kaynakların tahsisini sağlar. Ayrıca hangi sektörlerin teşvik edilmelerinin gerektiğini ve bunların ne olacağını kararlaştırır. Planlama Teşkilatı’nın öngörmediği hiç bir yatırıma kaynak tahsis edilemez ve teşvik verilemez.

Türkiye enerji ithal eden bir ülke. Yapılan bir çalışmada, enerji fiyatlarındaki bir birimlik değişimin enflasyon oranlarında yaklaşık 0,40 birimlik bir artışa neden olacağı sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda politika yapıcıların enerji ithal etme konumunda olmaları nedeniyle döviz kurundaki dalgalanmaların etkisinin en aza indirilmesi amacıyla enerji üretiminde alternatif kaynak üretimine odaklanılması önerilmektedir (Vildan Aygün ALICI, Alaattin KIZILTAN, 2023). Türkiye, pek az güneş gören Almanya ile karşılaştırıldığında 2022 yılı Aralık ayı sonunda Türkiye kurulu güneş enerjisi gücü 9.425,4 MW, rüzgar enerjisi kurulu gücü 11.296,2 MW idi. Buna karşılık Almanya’nın 2022 Aralık ayı sonunda güneş enerjisi kurulu gücü 54.000 MW, rüzgar enerjisi kurulu gücü 63.000 MW idi. Türkiye’nin güneş ve rüzgar enerjisi kurulu güçleri toplam kurulu gücünün yaklaşık %20’sini oluştururken, Almanya’nın bu oranı yaklaşık %40’tır.

Türkiye önemli bir tarım ülkesi olmasına rağmen, tarım alanları ve çiftçi sayısı azalmaktadır. Türkiye tarımı dışa bağımlı hale gelmiş ve son 18 yılda 114 milyar dolarlık tarımsal ithalat yapılmıştır. Türkiye tarımının temel sorunları olarak: maliyet artıcı unsurların çözümlenememesi, çiftçi eğitimi ve uygulamalarının yetersiz olması, tarım arazilerinin parçalı ve dağınık yapısı, tarımsal üretimde verim ve kalitenin düşük olması, sulanabilen arazi miktarının azlığı ve mevcut su kaynaklarının etkin kullanılamaması söylenebilir. Tarımsal üretimde kullanılan ilaç, mazot, gübre, elektrik gibi unsurların dünya genelindeki fiyatları üzerinde seyretmesi, üreticinin zarar etmesine sebebiyet vermektedir. Toprak ve iklim şartlarına uygun tür ve çeşit seçiminde gerekli tedbirlerin uygulanmaması nedeniyle verim ve kalitenin düştüğü, bazı sanayi kuruluşlarının arıtma tesisi kullanmamaları nedeniyle, çevreye olan zararlı etkinin arttığı görülmektedir. Bunlar gıda enflasyonunu yükseltiyor.

Tarımsal sanayide yaşanan temel sorunlar arasında ise; üretici ile sanayici arasındaki entegrasyon eksikliği, istenilen nitelikte ve yeterli miktarda hammadde temin edilememesi, organize olmuş üretici yapısının yaygın olmayışı, hammadde ürün miktarları, kaliteleri ve fiyatlarının yıldan yıla büyük değişiklikler göstermesi gibi hususlar sayılabilir.

Netice olarak, Türkiye’de enflasyon oranı son yıllarda yüksek seviyelerde seyrediyor. Enflasyonla mücadele için, para politikasının yanı sıra, maliye politikalarının ve yapısal reformların da hayata geçirilmesi gerekiyor. Zira, maliyet tabanlı enflasyona karşı Merkez Bankası’nın yapacağı fazla bir şey yok.

Türkiye’de gelir dağılımı çok bozuk ve sistemin beslediği bir azınlık mevcut. Bunlar bir talep yaratabilirler. Ancak onlara bakarak bütün Türkiye böyledir diyemeyiz.

KAYNAK:

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.