Serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde gerek ulusal gerekse uluslararası pazarlarda etkin bir rekabet ortamının oluşturulmasında büyük katkısı olan KOBİ’ler endüstriyel yapının vazgeçilmez bir parçası konumundadır. KOBİ’lerin işsizliğin azaltılması ve yeni iş alanlarının yaratılması konularında sağladıkları katkı ekonomimizin gelişimi açısından büyük öneme sahiptir. Ayrıca, KOBİ’ler dengeli ve sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınma konusundaki önemli rolleriyle ve piyasa koşullarına kendilerini uyarlayabilen esnek yapılarıyla ekonomimizin en önemli değerlerindendir.

KOBİ nedir?
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (KOBİ’ler), özellikle gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere çoğu ekonomide önemli bir rol oynamaktadır. KOBİ’ler dünya çapındaki işletmelerin çoğunluğunu oluşturmaktadır ve istihdam yaratılmasına ve küresel ekonomik kalkınmaya önemli katkılarda bulunmaktadır. Dünya çapında işletmelerin yaklaşık %90’ını ve istihdamın %50’sinden fazlasını temsil ediyorlar. Kayıtlı KOBİ’ler gelişmekte olan ekonomilerde milli gelirin (GSYİH) %40’ına kadar katkıda bulunur. Kayıt dışı KOBİ’ler dahil edildiğinde bu rakamlar önemli ölçüde daha yüksektir. Tahminlerimize göre, KOBİ gelişimini dünyadaki birçok hükümet için yüksek bir öncelik haline getiren, artan küresel işgücünü emmek için 2030 yılına kadar 600 milyon işe ihtiyaç duyulacak. Gelişmekte olan pazarlarda, kayıtlı işlerin çoğu, 10 işten 7’sini yaratan KOBİ’ler tarafından oluşturulmaktadır. Bununla birlikte, finansmana erişim, KOBİ büyümesinin önündeki önemli bir kısıtlamadır ve gelişmekte olan pazarlarda ve gelişmekte olan ülkelerde KOBİ’lerin işlerini büyütmek için karşı karşıya kaldıkları en çok bahsedilen ikinci engeldir.
KOBİ’ler, belirli bir sayıdan daha az çalışanı istihdam eden bağlı olmayan, bağımsız firmalar olarak tanımlanmaktadır. Bu sayı ulusal istatistik sistemleri arasında değişiklik gösterir. Avrupa Birliği’nde olduğu gibi en sık üst sınır 250 çalışandır. Bununla birlikte, bazı ülkeler sınırı 200 çalışan olarak belirlerken, Amerika Birleşik Devletleri KOBİ’leri 500’den az çalışanı olan firmaları dahil olarak kabul etmektedir. Küçük firmalar genellikle 50’den az çalışanı olan firmalarken, mikro işletmeler en fazla on ve bazı durumlarda beş çalışana sahiptir. KOBİ’leri tanımlamak için finansal varlıklar da kullanılmaktadır. Avrupa Birliği’nde, KOBİ’lerin yıllık cirosu 40 milyon Avro veya daha az ve/veya bilanço değeri 27 milyon Avroyu aşmayan olmalıdır.
Ekonomik katkıları nedir?
KOBİ’ler, çoğu yeni iş için kaynak sağlayarak OECD bölgesindeki ekonomik büyümede önemli bir rol oynamaktadır. OECD işletmelerinin %95’inden fazlası, çoğu ülkede istihdamın %60-70’ini oluşturan KOBİ’lerdir. Daha büyük firmalar küçüldükçe ve daha fazla işlevi dışarıdan temin ettikçe, KOBİ’lerin ekonomideki ağırlığı artıyor.
Ek olarak, üretkenlik artışı – ve dolayısıyla ekonomik büyüme – daha küçük firmaların doğum ve ölümünde, giriş ve çıkışlarında var olan rekabetten güçlü bir şekilde etkilenir. Bu süreç, rekabetçi sürecin ve yapısal değişimin önemli bir parçası olan yüksek iş devir oranlarını ve işgücü piyasalarında dalgalanmayı içerir. Küçük girişimlerin yarısından daha azı beş yıldan fazla hayatta kalıyor ve yalnızca bir kısmı endüstriyel yenilik ve performansı süren yüksek performanslı şirketlerden oluşan çekirdek grup haline geliyor. Bu, hükümetlerin, bu firmaların büyümeye sağlayabilecekleri katkıları optimize etmek amacıyla, firma yaratma ve genişletme üzerinde etkisi olan politikalarda ve çerçeve koşullarında reform yapma ihtiyacının altını çiziyor.
Özel politik tepkiler gerektirebilecek belirli güçlü ve zayıf yönleri vardır. Yeni teknolojiler ve küreselleşme birçok faaliyette ölçek ekonomilerinin önemini azalttıkça, daha küçük firmaların potansiyel katkısı artmaktadır. Bununla birlikte, KOBİ’lerin karşılaştığı geleneksel sorunların çoğu -finansman eksikliği, teknolojiden yararlanmadaki zorluklar, sınırlı yönetimsel yetenekler, düşük üretkenlik, düzenleyici yükler- küreselleşmiş, teknoloji odaklı bir ortamda daha şiddetli hale geliyor. Küçük firmaların yönetim becerilerini, bilgi toplama kapasitelerini ve teknoloji temellerini yükseltmeleri gerekir. Hükümetlerin KOBİ’lerin finansmana, bilgi altyapılarına ve uluslararası pazarlara erişimini iyileştirmesi gerekmektedir. Girişimciliğe ve küçük işletmelerin kurulmasına ve büyümesine elverişli düzenleyici, yasal ve finansal çerçevelerin sağlanması bir önceliktir. Kamu-özel sektör ortaklıklarını ve küçük firma ağlarını ve kümelerini teşvik etmek, dinamik bir KOBİ sektörüne giden en hızlı yol olabilir. Yerel üretim sistemlerinde gruplanan KOBİ’ler, genellikle büyük entegre firmalara göre müşteri ihtiyaçlarına daha esnek ve duyarlı olabilir.
KOBİ ve Girişimciliğin Finansmanına Yaklaşımlar: Araç Yelpazesinin Genişletilmesi
Banka kredileri, başlangıç, nakit akışı ve yatırım ihtiyaçlarını karşılamak için genellikle büyük ölçüde geleneksel borçlara bağımlı olan birçok KOBİ ve girişimci için en yaygın dış finansman kaynağıdır. Her ne kadar küçük işletmeler tarafından yaygın olarak kullanılsa da, geleneksel banka finansmanı KOBİ’ler, özellikle de daha yüksek risk-getiri profiline sahip daha yeni, yenilikçi ve hızlı büyüyen şirketler için zorluklar yaratmaktadır.
Faaliyetlerinde mülkiyet ve kontrol değişiklikleri gibi önemli geçişler gerçekleştiren şirketlerin yanı sıra sermaye yapılarını kaldırmak ve geliştirmek isteyen KOBİ’ler içinde de sermaye boşlukları mevcuttur. Pek çok firmanın son ekonomik ve mali krizden sağ çıkabilmek için kaldıraç oranını artırmak zorunda kalmasıyla, uzun süredir devam eden sermaye yapılarını güçlendirme ve borçlanmaya bağımlılığı azaltma ihtiyacı daha acil hale geldi. Gerçekten de, KOBİ’lerin aşırı borçlanma sorunu, firmaların borçlarını artırmalarına imkan veren mekanizmalara (örneğin doğrudan borç verme, kredi garantileri) odaklanma eğiliminde olan krize yönelik politika tepkileri nedeniyle daha da kötüleşmiş olabilir. Aynı zamanda, birçok OECD ülkesindeki bankalar, daha katı ihtiyati kurallara uymak amacıyla bilançolarını daraltıyorlar.
Banka finansmanı KOBİ sektörü için hayati önem taşımaya devam ederken, kredi kısıtlamalarının KOBİ’ler ve girişimciler için “yeni normal” haline geleceğine dair yaygın bir endişe var. Bu nedenle, KOBİ’lerin ve girişimcilerin yatırım, büyüme, yenilik ve istihdam alanlarındaki rollerini oynamaya devam edebilmelerini sağlamak için mevcut finansman araçlarının kapsamının genişletilmesi gerekmektedir.
Araç yelpazesinin genişletilmesi, değişen koşullarda erişebilecekleri tüm finansman araçlarına ilişkin anlayışı geliştirerek ve paydaşlar arasında yeni yaklaşımlar ve yenilikçi politikalar hakkında tartışmayı teşvik ederek, KOBİ’lerin ve girişimcilerin kullanabileceği finansman seçeneklerinin genişletilmesine yardımcı olacaktır.
Bunlar, “varlığa dayalı finans”, “alternatif borç”, “hibrit araçlar” ve “özsermaye araçları” dahil olmak üzere doğrudan borca alternatif olan geniş bir yelpazedeki dış finansman teknikleridir.
OECD ülkeleri genelinde ve giderek artan oranda gelişmekte olan ekonomilerde varlığa dayalı finansman, KOBİ’ler tarafından işletme sermayesi ihtiyaçları için, iç ve dış ticareti desteklemek amacıyla ve kısmen de yatırım amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle Avrupa’da, bu araçların KOBİ’lere yönelik yaygınlığı geleneksel banka kredileriyle aynı seviyededir ve küresel mali krizin arz tarafındaki yansımalarına rağmen, spesifik mali dilim son on yılda istikrarlı bir şekilde büyümüştür.
Varlık bazlı finansman yoluyla firmalar, kendi kredi itibarlarından ziyade, alacak hesapları, envanter, makine, ekipman ve gayrimenkul dahil olmak üzere belirli varlıkların değerine dayalı olarak finansman elde ederler. Bu sayede geleneksel kredilere erişimde zorluk yaşayan genç ve küçük firmaların ihtiyaçlarına cevap verilebilir. Teminatlı geleneksel kredilendirmeye göre daha esnek koşullar sağlayan varlığa dayalı kredilendirme, son yıllarda gelişmiş ve etkili yasal sistemlere ve gelişmiş finansal uzmanlığa ve hizmetlere sahip ülkelerde de yaygınlaşmaktadır.
Varlığa dayalı finansmanı teşvik etmeye yönelik politikalar öncelikle, kredileri güvence altına almak için geniş bir varlık kümesinin kullanılmasına olanak sağlamanın anahtarı olan düzenleyici çerçeveyle ilgilidir. OECD ülkeleri genelinde, uzun vadeli krediyle ilgili kredi standartlarını karşılayamayan işletmeler için varlığa dayalı finansmanı destekleyen aktif politikalar mevcuttur. Özellikle faktoring, KOBİ’lerin ticaret finansmanına erişimini kolaylaştıracak ve değer zincirlerine dahil olmalarını teşvik edecek bir araç olarak desteklenmektedir.
Varlığa dayalı finansman, KOBİ finansman ortamında yaygın olarak kullanılan bir araç olmasına rağmen, alternatif borç biçimlerinin KOBİ sektörü tarafından kullanımı , yapılandırılmış finansmana uygun olan ve yatırım yapmak ve büyüme fırsatlarını yakalamak için sermaye piyasalarına erişimden faydalanabilecek, daha büyük bir bölüm içinde bile sınırlı olmuştur. Aslında alternatif borç, KOBİ’lere finansmanı bankalardan ziyade sermaye piyasasındaki yatırımcıların sağlaması açısından geleneksel kredilendirmeden farklıdır. Başta orta ölçekli şirketler olmak üzere KOBİ’lere yönelik bir kurumsal tahvil piyasasının geliştirilmesini teşvik etmek için, politika yapıcılar, daha fazla katılım ve likidite sağlamak amacıyla özellikle yatırımcılara yönelik şeffaflık ve koruma kuralların hedeflendiler. Son programlar aynı zamanda KOBİ ticaret mekanlarının oluşturulmasını ve borsaya kote olmayan ve daha küçük şirketlerin katılımını da teşvik etmiştir. Bazı ülkelerde kamu kuruluşları, KOBİ tahvil piyasasını hedef alan fonlara özel yatırımcılarla birlikte, KOBİ tahvil piyasasının gelişimini teşvik etmek amacıyla katılmaktadır.
Bazı ülkelerde düzenleyici çerçeve, daha az sıkı raporlama ve kredi derecelendirme gerekliliklerine tabi olan borsaya kote olmamış şirketler tarafından şirket tahvillerinin özel satışına( küçük bir yatırımcı grubuna, genellikle bilgili bireysel yatırımcılara ve yatırım fonları ve bankalar gibi kurumlara sunulma, halka açık değil.) izin vermektedir. Ancak ihraç edenler ilişkin bilgi eksikliği ve standartlaştırılmış dokümantasyon, likit olmayan ikincil piyasalar ve sektör aktörleri ve yargı bölgeleri arasındaki iflas yasalarındaki farklılıklar gibi faktörler, şu anda bu piyasaların gelişimini sınırlandırmaktadır.
KOBİ menkulleştirmesi, (ipotekli) tahviller ve özel satışlar, banka kredilerini tamamlamak, bir şekilde kredi kanalını onarmak ve KOBİ’lerin finansman kısıtlamalarını hafifletmek ve aynı zamanda piyasa katılımcıları arasında riski daha iyi dağıtmak amacıyla teşvik edilebilecek üç finansman aracıdır.
Sermaye piyasalarına dayanan borçlanma menkul kıymetleştirmesi ve teminatlı tahviller, bankaların refinansmanı ve portföy risk yönetiminin bir aracı olarak küresel kriz öncesinde yüksek oranlarda artmıştı. Ancak krizin ardından bu araçlar giderek daha fazla inceleme ve eleştiriye maruz kaldı ve piyasalar hızla düştü. Ancak kriz sonrası bankacılık sektöründeki borçların azaltılması, KOBİ kredilerini genişletmek için etkin ve şeffaf bir menkul kıymetleştirme piyasasına duyulan ihtiyaç hakkındaki tartışmanın yeniden canlanmasına katkıda bulundu. Son yıllarda, menkul kıymetleştirme piyasalarının yeniden faaliyete geçmesi için uluslar üstü ve ulusal düzeyde yeni önlemler getirilmiş ve bazı ülkeler, KOBİ kredilerinin teminatlı tahvillerde varlık sınıfı olarak kullanılmasına izin vermeyen sınırlamaları kaldırmıştır.
“Menkul kıymetleştirilmiş KOBİ kredileri” ve “ipotekli tahviller” iki farklı türde borç finansman aracıdır. Aralarındaki temel fark, yapılandırılma şekilleri ve kullandıkları teminat türüdür. “Menkul kıymetleştirilmiş KOBİ kredilerinde, KOBİ kredileri bir havuzda toplanarak yatırımcılara menkul kıymet olarak satılmaktadır. Bu menkul kıymetlerden elde edilen nakit akışları, temelde KOBİ kredilerinden elde edilmektedir. Bunun aksine, “ipotekli tahviller” bankalar veya ipotek kurumları tarafından ihraç edilir ve belirli bir varlık havuzuyla desteklenir. Bu varlıklar tahviller için teminat görevi görüyor, bu da yatırımcıların temerrüt durumunda bunlar üzerinde imtiyazlı hak sahibi olduğu anlamına geliyor. İkisi arasındaki diğer bir fark, teminatlı tahvillerin çifte rücu imkanı sunmasıdır; bu, yatırımcıların hem ihraççı hem de teminat havuzu üzerinde hak sahibi olduğu anlamına gelir.
Kitlesel fonlama 2000’li yılların ortasından bu yana hızlı bir şekilde ve son birkaç yılda artan bir oranda büyümüştür; ancak yine de işletmeler için finansmanın çok küçük bir payını temsil etmektedir. Bu aracın bir özelliği, bir işletmeden ziyade belirli projelerin finansmanına hizmet etmesidir. Özellikle kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve eğlence endüstrisi tarafından, parasal olmayan faydaların veya gelişmiş topluluk deneyiminin bağışçılar ve yatırımcılar için önemli motivasyonları temsil ettiği yerlerde kullanılmaktadır. Bununla birlikte, zamanla kitle fonlaması diğer birçok sektörde alternatif bir finansman kaynağı haline geldi ve çok çeşitli kar amacı güden faaliyetleri ve işletmeleri desteklemek için giderek daha fazla kullanılıyor.
Teknolojik gelişmelerin hızı, kitlesel fonlamanın hızlı bir şekilde yayılmasını sağlarken, düzenleyici ortam, özellikle bazı ülkelerde hala yasal olmayan menkul kıymet bazlı kitlesel fonlamanın kullanımının genişlemesini sınırladı. Bu nedenle, son yıllarda kitlesel fonlama, bazı OECD ülkelerindeki düzenleyiciler tarafından yakından ilgi görmüş ve bu finansman kanalının gelişimini kolaylaştırırken, şeffaflık ve yatırımcıların korunmasına ilişkin endişeleri de gidermeyi amaçlamıştır.
Borç ve özsermaye özelliklerini tek bir finansman aracında birleştiren hibrit araçlar piyasası, OECD ülkelerinde eşitsiz bir şekilde gelişti, ancak son zamanlarda politika yapıcıların ilgisini çekti. Bu teknikler, yaşam döngülerinde bir dönüm noktasına yaklaşan, işin riskleri ve fırsatlarının arttığı, sermaye enjeksiyonuna ihtiyaç duyulduğu ancak borç finansmanı veya özsermayeye erişimlerinin sınırlı olduğu veya hiç olmadığı ya da mal sahipleri, özsermaye finansmanına eşlik edecek olan kontrolün seyrelmesini istemeyen firmalar için cazip bir finansman biçimini temsil etmektedir. Bu, hızlı büyüyen genç şirketler, ortaya çıkan büyüme fırsatlarına sahip yerleşik firmalar, geçiş veya yeniden yapılandırma sürecinden geçen şirketlerin yanı sıra sermaye yapılarını güçlendirmek isteyen şirketler için geçerli olabilir. Aynı zamanda bu teknikler, köklü ve istikrarlı bir kazanç gücü, pazar konumu ve belirli düzeyde finansal beceri gerektirdiğinden pek çok KOBİ için pek uygun değildir.
Özsermaye finansmanı, yenilikçiliği, değer yaratmayı ve büyümeyi sürdürmek için uzun vadeli kurumsal yatırım arayan şirketler için kilit öneme sahiptir. Özsermaye finansmanı özellikle yeni, yenilikçi ve yüksek büyüme gösteren firmalar gibi yüksek risk-getiri profiline sahip şirketler için geçerlidir. Çekirdek ve erken aşama özsermaye finansmanı, firma yaratma ve geliştirmeyi hızlandırabilirken, KOBİ’lerin halka arz edilmesine yönelik özel platformlar gibi diğer özsermaye araçları, büyüme odaklı ve yenilikçi KOBİ’ler için mali kaynaklar sağlayabilir.
1970’lerin sonlarından bu yana çok sayıda KOBİ kamu sermaye piyasası (veya “yeni piyasa”) yaratılmıştır. Ancak bu borsaların çoğu, kayıtlanmaya yeterli sayıda şirketi çekmede veya aktif piyasaları sürdürmek için yeterli ticareti sağlamada başarısız oldu. Zorluklar arasında yüksek kayıt ve bakım maliyetleri, KOBİ’lere yönelik idari ve düzenleyici yüklerin yanı sıra küçük işletmelerde eşitlikçi kültürel ve yetersiz yönetim uygulamalarının olmayışı yer almaktadır. Piyasanın yatırımcı tarafında ise yatırım düzeyine göre yüksek izleme maliyetleri ve düşük likidite düzeyleri önemli bir caydırıcı unsur olarak karşımıza çıkıyor. Buna ek olarak, ticaret uygulamalarındaki son gelişmeler, KOBİ kayıtlanmalarına destek ve likidite sağlanmasında önemli bir rol oynayan aracılara yönelik ekonomik teşvikleri azaltmıştır.
Bazı ülkelerde, likidite eksikliğini gidermek için hükümet politikaları, perakende yatırımı veya menkul kıymet işlemlerinde vergilerin azaltılmasını desteklemektedir. Son zamanlardaki düzenleyici yaklaşımlar, bu platformların özel düzenleme ve altyapı gerektirebileceğini kabul etmektedir. Ancak temel zorluk, KOBİ’ler için daha fazla esneklik ve daha düşük maliyetler ile piyasa bütünlüğünü, şeffaflığı ve iyi kurumsal yönetimi korumak için gerekli özenin gösterilmesi arasında doğru dengenin sağlanmasıdır.
OECD ve OECD üyesi olmayan ülkelerde özel sermaye yatırımları son on yılda önemli ölçüde gelişti. Bu, kamu piyasalarında son dönemde yaşanan durgunluğu kısmen telafi etmiş olsada, küresel mali krizin ardından çıkış seçenekleri özel sermaye yatırımcıları için de daha zorlu hale geldi. Satın alma, özel sermaye piyasalarında yaygın yatırım şeklidir ve KOBİ’leri yalnızca sınırlı bir dereceye kadar ilgilendirmektedir; ancak yatırımcılar portföylerinde getiri ve çeşitlendirme arayışına girdikçe üst düzey KOBİ’lere olan ilgi son yıllarda artmıştır. Öte yandan, risk sermayesi (yeni başlanan işe yatırılan para) ve sponsor yatırım, yenilikçi, yüksek büyüme potansiyeline sahip başlayanlar için, yalnızca olmasa da, esas olarak yüksek teknoloji alanlarında yeni finansman fırsatları sağlıyor. Sendikalar, dernekler ve ağlar aracılığıyla sektör daha resmi ve organize hale geldikçe, son on yılda rolleri arttı.
Yeni başlanan işe yatırılan para ve iş sponsorları, farklı motivasyonlar, hedefler, ölçek ve işletme modelleriyle karakterize edilir, ancak erken aşamadaki firmaların finansman sürekliliğini oldukça tamamlayıcıdırlar. İş sponsorları, destekledikleri bazı işletmelerin ihtiyaç duyacağı devam finansmanını sağlamak için iyi işleyen bir risk sermayesi piyasasına ihtiyaç duymaktadır. Aynı zamanda iyi gelişmiş bir sponsor piyasası, daha fazla yatırım fırsatı yaratabilir ve risk sermayedarları için işlem akışlarını artırabilir.
TÜRKİYE’de durum
Ekonomik kalkınmışlık düzeyi ne olursa olsun küçük ve orta ölçekli işletmelerin yani Kobilerin, küreselleşmenin yarattığı şiddetli rekabet ortamında ulusal ekonomilerin gelişmesi ve korunması bakımından ülke ekonomisi için vazgeçilmez bir unsur olduğu bilinmektedir. KOBİLER; ekonomiye dinamizm kazandırma, istihdam sağlama ve yeni iş olanakları yaratma, esneklik ve yenilikleri teşvik etme, bölgesel kalkınmayı canlandırma ve hızlandırma, rekabetin korunması, dengeli ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanması ve sürdürülmesine katkı sağlanması gibi alanlarda etkili bir rol oynamaktadırlar.
2021 yılı itibari ile Sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren 3 milyon 568 bin girişim KOBİ sınıfına girmektedir. KOBİ’ler Türkiye’deki işletmelerin %99,7’sini oluşturmakta ve toplam istihdamın %71’ini, personel maliyetinin %48,3’ünü, cironun %44’ünü, üretim değerinin %37,3’ünü ve faktör maliyetiyle katma değerin %35,5’ini sağlamaktadırlar. Bu oranlar ülke ekonomisinde KOBİ’lerin yeri ve öneminin büyüklüğünü çarpıcı olarak göstermektedir
Büyüklük gruplarına göre temel göstergelerin oransal dağılımı (%), 2021

TUİK İstatistik
{ 25 Mayıs 2023 tarihli ve 32201 sayılı Resmi Gazete’de “Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Yönetmeliği (Karar Sayısı: 7297)” yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu Yönetmelikle Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (KOBİ) tanım, nitelik ve sınıflandırılmasında bazı değişiklikler yapılmıştır.
Yapılan değişikliklerden öne çıkan bazı hususlar özetle aşağıda gibidir.
1) KOBİ Tanımı
Yeni Yönetmelik ile KOBİ tanımında yer alan yıllık çalışan sayısının 250 kişiden az olma kriteri korunmuş; yıllık net satış hasılatı veya mali bilançosundan herhangi birinin 250 milyon Türk Lirasını aşmama kriteri ise 500 milyon Türk Lirasına yükseltilmiştir.
2) KOBİ’lerin sınıflandırılması
Aynı Yönetmelik ile KOBİ’lerin; mikro işletme, küçük işletme ve orta büyüklükteki işletme sınıflandırılmasında da dikkate alınan çalışan sayısı kriteri korunmuş, yıllık net satış hasılatı veya mali bilanço kriteri ise yükseltilmiştir.
Yeni düzenleme ile oluşan KOBİ sınıflaması şöyle:
| KOBİ | ÇALIŞAN SAYISI | MALİ KRİTER |
| MİKRO İŞLETME: | 10’dan az çalışan | 10 milyon TL |
| KÜÇÜK İŞLETME: | 50’den az çalışan | 100 milyon TL |
| ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETME: | 250’den az çalışan | 500 milyon TL} |
Ekonomik faaliyetlerin istatistiki sınıflamasına (NACE Rev.2) göre 2021 yılında KOBİ’lerin; %36,5’i toptan ve perakende ticaret, motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin onarımı sektöründe faaliyet gösterirken, %14,9’u ulaştırma ve depolama sektöründe, %12,3’ü ise imalat sanayi sektöründe faaliyet gösterdi.
2021 yılına ilişkin olarak; toptan ve perakende ticaret, motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin onarımı faaliyetlerindeki KOBİ istihdamının toplam KOBİ istihdamı içerisindeki oranı %27,4 olurken, personel maliyeti için bu oran %24,1, ciroda %54,5, faktör maliyetiyle katma değerde %25,1 ve üretim değerinde ise %15,8 olarak gerçekleşti.
KOBİ girişimleri için 2009 yılında çalışan başına ortalama katma değer 15 bin TL iken, 2021 yılında bu değer 78 bin TL oldu. KOBİ grupları içerisinde 2009 ve 2021 yılları için en yüksek çalışan başına katma değer sırasıyla 29 bin TL ve 173 bin TL ile orta ölçekli girişimlerde gerçekleşirken, aynı yıllar için bu değerler küçük ölçekli girişimler için sırasıyla 19 bin TL ve 86 bin TL, mikro ölçekli girişimler için ise 8 bin TL ve 28 bin TL olarak gerçekleşti.
İmalat sanayindeki KOBİ’ler teknoloji düzeylerine göre sınıflandırıldığında, %55,9’u düşük teknoloji sınıfında üretim yaparken, büyük ölçekli girişimlerde bu oran %45,9 oldu.
KOBİ büyüklük gruplarına göre incelendiğinde; mikro ölçekli girişimlerin %57’si düşük teknoloji sınıfında üretim yaparken, %31,2’si orta-düşük teknoloji, %11,2’si orta-yüksek teknoloji ve %0,6’sı yüksek teknoloji sınıfında üretim yaptı. Buna karşılık küçük ölçekli girişimlerde bu oranlar sırasıyla %51,3, %30,4, %17,2 ve %1 iken orta ölçekli girişimlerde %50,4, %29,1, %19 ve %1,4 oldu.
2020 yılında doğan KOBİ girişim sayısının, 2020 yılındaki aktif KOBİ girişim sayısına oranı (girişim doğum oranı) %14,8 ve 2020 yılında doğan KOBİ girişimlerindeki istihdamın, 2020 yılındaki aktif KOBİ’lerin toplam istihdamı içerisindeki payı %7,0 iken, 2021 yılında bu oranlar girişim doğum oranında %16,1’e, istihdam payında ise %7,7’ye yükselmiştir.
KOBİ’lerin 2021 yılında en yüksek doğum oranı %17,2 ile mikro ölçekli girişimler olurken bunu sırasıyla %5 ile küçük ölçekli ve %3,6 ile orta ölçekli girişimler takip etmiştir. Yine doğan girişimlerin istihdam içerisindeki oranlarında en yüksek oran %12,9 ile mikro ölçekli girişimler olurken, bunu %3,1 ile küçük ölçekli ve %1,8 ile orta ölçekli girişimler takip etmiştir.
2021 yılına ilişkin toplam ihracatın %30,4’ünü, ithalatın ise %14,7’si KOBİ’ler tarafından gerçekleştirildi.
2021 yılı toplam ihracatta; mikro ölçekli girişimlerin payı %2,5 iken, küçük ölçekli girişimlerin payı %10,7, orta ölçekli girişimlerin payı ise %17,2 oldu. Büyük ölçekli girişimlerin payı ise %69,6 olarak gerçekleşti.
KOBİ’lerin ihracatının %61,3’ü ticaret sektöründe gerçekleşirken, %33,2’si ise sanayi sektöründe gerçekleştirildi.
2021 yılı toplam ithalatında; mikro ölçekli girişimlerin payı %0,8, küçük ölçekli girişimlerin payı %4,4, orta ölçekli girişimlerin payı ise %9,5 oldu. Büyük ölçekli girişimlerin payı ise %85,3 olarak gerçekleşti.
KOBİ’lerin ithalatının %62,4’ü ticaret sektöründe gerçekleşirken, %31,4’ü ise sanayi sektöründe gerçekleştirildi.
KOBİ’ler tarafından 2021 yılında yapılan ihracatın %47,3’ünü Avrupa ülkelerine, %33,7’si Asya ülkelerine gerçekleştirildi. KOBİ’ler ithalatının %47,4’ünü Asya ülkelerinden, %42,6’sını Avrupa ülkelerinden yaptı.
KOBİ’lerin 2021 yılı ihracatında giyim eşyası sektörünün payı %12,9, başka yerde sınıflandırılmamış makine ve ekipmanların payı %10 ve tekstil ürünlerinin payı %9,1 oldu. KOBİ’lerin 2021 yılı ithalatında ise öne çıkan ürünler, %16,3 ile kimyasallar ve kimyasal ürünler, %15,6 ile başka yerde sınıflandırılmamış makine ve ekipmanlar %14,6 ile ana metaller ve %6,4 ile bilgisayarlar ile elektronik ve optik ürünler oldu.
Mali ve mali olmayan şirketlerin 2021 yılına ilişkin toplam gayri safi yurtiçi Ar-Ge harcamasının 15 milyar 458 milyon TL’sini KOBİ’ler gerçekleştirmiştir. Bu harcama mali ve mali olmayan şirketler Ar-Ge harcamasının %27,1’ini oluşturmaktadır. Tam Zaman Eşdeğeri (TZE) cinsinden mali ve mali olmayan şirketlerde toplam 146 bin 735 kişi Ar-Ge personeli olarak çalıştı. TZE cinsinden bu personelin %43,6’sı KOBİ’lerde istihdam edilmiştir.
2021 yılında KOBİ’lerin toplam patent başvuru sayısı bin 263 olurken, aynı yıl 513 patent tescil edilmiştir. KOBİ ölçeklerinde ise 454 patent başvurusu ile mikro ölçekli girişimler ve 238 patent tescili ile orta ölçekli girişimler ilk sırada yer almıştır.
Devlet Destekleri ve Teşvikleri Nedir, Hangi Kurumlar Vermektedir?
Devlet destekleri ve teşvikler, kamu kurum ve kuruluşları tarafından firmalara verilen ekonomik, danışmanlık, operasyonel yardımların tamamıdır. Ülkemizdeki firmaların rekabet gücünün artması, yeni yatırımlar yaparak istihdama ve ekonomiye olan etkisinin artması için her yıl ekonomik yardım projeleri planlamaktadır.
Devlet destekleri ve teşvikler KOSGEB, Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK, Kalkınma Ajansları, Sosyal Güvenlik Kurumu, İŞKUR, Tarım ve Kırsal Kalkınma Destekleme Kurumu, Maliye Bakanlığı gibi kurumlar tarafından firmalara verilmektedir.
Devlet teşvikleri ile firmaların yeni projelerinin hazırlık aşamasından fizibilite çalışmalarına, yetkilendirme işlemlerinden pazarlama faaliyetlerine kadar pek çok faaliyetin desteklenmesi amaçlanmaktadır.
KOSGEB nedir? KOSGEB Kimlere Destek Verir?
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ülkemizde küçük ve orta ölçekli işletmelerin, yani KOBİ’lerimizin geliştirilmesine ve desteklenmesine odaklanan bir kuruluştur. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın bir kuruluşu olan KOSGEB, 20 Nisan 1990 tarihinde kurulmuştur. Diğer kamu kurumları gibi merkezi Ankara’dadır. Ancak tüm şehirlerimizde müdürlükleri bulunmaktadır. KOSGEB, tüzel kişilikte özel bütçeli bir kurumdur.
KOSGEB, mikro ve küçük işletme kuracak kişilere hibe statüsünde, aynı zamanda faaliyet gösteren KOBİ’lere yatırım, pazarlama, finansman ve diğer işletme becerilerini geliştirmeleri için destek sağlar.
2023 Teşvikleri
Her yıl olduğu gibi girişimcileri ve esnafları desteklemek için 2023 yılında da devlet destekli kredi paketleri hazırlanarak Ekonomi Bakanı tarafından açıklandı. Girişimci kobi destek kredileri ve KGF kredileri bu yılın en çok araştırılan destek paketleri arasına girdi. Bakanlığın açıklamaları doğrultusunda Hazine Destekli Kefalet Sistemi kapsamında önemli çalışmalar yapılarak kredi politikasına uygun şekilde KOBİ ve esnaflar için 14 farklı KGF paketi açıklandı. Sadece KOBİ’lere özel olarak KOSGEP tarafından yüklü miktarda 2 ayrı kredi hazırlandı. 200 milyar kefalet imkanı ile açıklanan toplam 250 milyar kredi hacminin önceliği ise KOBİ’lere verildi. Farklı finansman alanları ve sektörlerde kullanılması için hazırlanan krediler yeni iş kurmak isteyen ve işini büyütmeyi hedefleyenler için umut ışığı oldu.
Hazine ve Maliye Bakanlığınca, KOBİ’lere ilişkin kredi garanti mekanizmasında yapılacak düzenlemeye yönelik değerlendirmede bulunuldu. Bakanlıkça yapılan açıklamada, KOBİ’lerin her alanda desteklenebileceği bir yapı oluşturulduğu ifade edilerek, “Yapacağımız değişiklikle, kredi garanti sistemi kapsamında KOBİ başına kullanılabilecek azami kredi garanti limitleri artırılıyor. Böylece, firmaların finansmana erişim imkanları yükseltilmiş olacak. Mevcut uygulamada bir KOBİ bu sistemden en fazla 100 milyon liraya kadar kredi garantisi kullanabiliyordu, bu rakam 150 milyon lira olacak, büyük firmalar için 350 milyon liradan 500 milyon liraya çıkacak” denildi. Söz konusu Kararla, KOBi ve KOBİ dışı büyük firmaların daha yüksek miktarda kredi garanti imkanından yararlanabileceği belirtildi.
TÜRKİYE’de KOBİ Sorunları
Zafer DEMİR, “KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETMELERİN (KOBİ) FİNANSAL PROBLEMLERİNİN ÇÖZÜMÜ”çalışmasında: KOBİ’lerin ekonomideki önem ve ağırlığına karşın mali risk ve tehditler altında kırılgan bir yapıya sahip olduklarını tespit etmektedir.” Ülkemizde kurulan KOBİ’lerin %24’ü ikinci yılın sonunda, %51’i dördüncü yılın sonunda ve %63’ü altıncı yılın sonunda kapanmaktadır. Daha çarpıcı olanı ise onuncu yıl içinde %80’inin tasfiye olarak faaliyetlerine son vermesidir (Yönetim Danışmanlığı Derneği, 2018:16). Bu firmaların yoğun tasfiye sürecine maruz kalması, köklü ve oturmuş bir faaliyet yapısına ulaşabilen firma sayısının azalmasına neden olmaktadır. İşletmelerin bu denli yüksek oranlarda kapanma sürecine maruz kalması üretim ve istihdama doğrudan negatif etkisi ile kendisini hissettirmektedir. Firma ömürlerinin bu kadar kısa olduğu ekonomik koşullarda başarısızlığın ve kapanış nedenlerinin temeline inmek ve doğru bir şekilde analiz etmek ihtiyacı bulunmaktadır tespitini” yapıyor ve şunları ilave ediyor:
“Firmaların tasfiye oranının yüksek düzeyde yaşandığı kuruluş ve ilk faaliyet yıllarında, yeterli sermayeden yoksun olmalarıyla nedeniyle sağlam bir mali yapıya sahip olmadıkları dikkat çekmektedir. Girişimler genellikle yeterli sermaye birikiminden yoksun olarak başlatıldığı için faaliyetlerin fonlanmasında yeni kaynak gereksinimi ortaya çıkmaktadır. Firmalar, ihtiyaç duydukları işletme sermayesi ve yatırım mallarının finansmanı için genellikle geleneksel finansman modellerine başvurmak suretiyle kaynak oluşturmak çabası içerisinde bulunmaktadır. Ağırlıklı olarak banka kredileri ile finanse edilen aktifler, girişimciler için ağır bir faiz yükü ve kısa vadeli borç ödeme yükümlülükleri getirmektedir. Borçlanma temelli finansman modeli özellikle yeni kurulmuş, emekleme ve tutunma dönemi yaşayan firmalar için çözüm üretmek yerine borç baskısının getirdiği ağır yük ile birlikte mali durumlarına zarar vermektedir. Yeni girişimlerin, faaliyetlerinin kök salması ve sağlam bir müşteri portföyü oluşuncaya kadar belirli zarar ve başarısız ekonomik sonuçlara tolerans ve direnç gösterecek mali kaynak gücüne ihtiyacı olduğu açık bir şekilde gözlemlenmektedir. Geleneksel finans yöntemlerinin, özellikle borçlanmaya dayalı yaklaşım ile sabit ödeme metotlarının yeni kurulan işletmelerin mali yapılarına uyum göstermediği ifade edilebilir. Bu firmalar, bankaların talep ettiği maddi teminatları üretemediği ve yüksek riskli kredi borçlusu statüsünde algılandığı için hem yüksek kredi maliyetleri ve hem de kısa vadeli kaynak imkânı ile dar bir finansal zeminde faaliyet yapmak zorunda kalmaktadır.”
Pazarda var olmak ve sürdürülebilir büyüme sağlamak isteyen KOBİ’ler ise ya finansmana ulaşamıyor ya da finansını yönetemiyor ve gizli iflasa sürükleniyor.
Doğru finansal yönetimin önemine dikkat çeken Finansal Yönetim Danışmanı Bikem İnce İnanç: KOBİ’lerin yaşadığı sorunların başında; ekonomik istikrarsızlık, kontrolsüz büyüme, vade uyuşmazlıkları, finansmana erişim ve kullanım zorlulukları ile KOBİ’lerin kendi yapılarından kaynaklanan sorunlar geliyor. KOBİ’lere en önemli tavsiyem, muhasebe ve finansın farklı alanlar olduğunu bilerek hareket etmeleri olacaktır. Maalesef ülkemizde işletmeler muhasebe odaklı şekilde, finansın muhasebe ile aynı şey olduğu yanılsaması ile hareket ediyorlar. Oysa bu iki alan birbirinden farklı ama omuz omuza çalışması gereken iki ayrı disiplin olarak karşımıza çıkıyor. Kısaca özetlemek gerekirse muhasebe olmuş bitmiş para ve para türevindeki tüm işlemleri devlete belli bir yasaya göre beyan eden birim iken, finans henüz olmamış/gerçekleşmemiş finansal hareketlerle ilgili tahminlemeler ve planlamalar yaparak işletme için gidiş yolları tasarlayan ve bu sayede karlılık artışı elde etmeyi hedefleyen birimdir. Kısacası muhasebe işletmenin geçmişi ile, finans ise geleceği ile ilgilenir. İşletmenizin geleceğine yönelik adımları çok önceden olası senaryolara göre planlamak, düzenli olarak planlanan ve gerçekleşenleri kıyaslayarak hareket etmek uzun vadede işletmeye karlılık ve verimlilik artışı olarak dönecektir.
Analizler sonucu karşımıza çıkan sayıların aslında işletmeye anlatmak istediği şeyler vardır. Sayıların bize anlatmak istediklerini doğru yorumlayarak gereken önlemleri almak, şüphesiz olağandışı durumlara hazır olmamızı ve karlılık artışı elde etmemizi sağlayacaktır. İşletmelerin finansa gereken önemi verdiğinde sürdürülebilir şekilde büyümesi çok daha kolay olacaktır. Tüm işletmelerin bu farkındalığa kavuşmalarını ve finansal verileri göz önünde bulundurarak hareket etmelerini tavsiye ederim.’ sözlerine yer verdi.
Dr. Selim Süleyman, HALKBANKKOBİ’de yayınlanan makalesinde, KOBİ’lerin ülkemizde yaşadığı en önemli sorunların başında finansal sorunların geldiğini belirtmektedir. Bunun sebebi bir işletmenin faaliyette bulunabilmesi için gerekli olan en önemli faktörlerden birinin “finansman” olmasıdır. KOBİ’ler bu faktörün temininde bir takım ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durum onların hammadde temini, üretim, pazarlama ve eğitim konularına da olumsuz yansımaktadır.
Özellikle konjonktürel dalgalanmaların olduğu dönemlerde KOBİ’lerin kaynakları son derece azalmaktadır. Tahsilatta karşılaşılan güçlükler sonucu nakit sıkıntısı çekilmekte, öz sermaye erimekte ve pahalı banka kredilerine başvurulmaktadır. Sonuçta yüksek maliyetli banka fonu kullanmak zorunda kalan KOBİ’ler mevcut yatırımlarındaki dönüş hızını ayarlayamadıklarından iflas etmektedirler. Bu durumda KOBİ’lerin çok sınırlı sermayeye sahip olmaları birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Yaşanan sermaye sorunlarıyla birlikte KOBİ’lerin yöneticilerinin finansman bilgileri yeterli olmaması ve bu konuda yetişmiş elemanlar istihdam etmemeleri de sorunu derinleştirmektedir.
KOBİ’ler finansman yetersizlikleri nedeniyle gelişmiş teknolojilere sahip olmamakta, eski teknolojiyle yoğun emek harcamak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum ürettikleri malların kalitesine olumsuz yansımaktadır. Kalitesiz üretim KOBİ’lerin satış gücünü, dolayısıyla büyük işletmelerle rekabet gücünü engellemektedir. Eski teknolojilerle yapılan üretimle ihracat yapılmasının ve uluslararası pazarlarda rekabet edebilmenin olanağı yoktur.
KOBİ’lerin finansman ve pazarlama faaliyetlerini gereği gibi yerine getirememesi büyük işletmelere karşı rekabet etme gücünü olumsuz etkilemektedir. Özellikle finansman sıkıntıları nedeniyle pazarlama fonksiyonuna yeterince önem verilmemesi, rekabet gücünü daha da aşağıya çekmektedir.
İşletmeler geleneksel ürün ve hizmet anlayışları ile rekabet edememeleri nedeniyle inovasyon konusuna ilgi duymaya başlamış ve işletmeler arasında inovasyon yarışı başlamıştır. Büyük işletmeler sermaye yapılarının çok güçlü olmalarının avantajlarından yararlanarak AR-GE faaliyetlerine daha çok kaynak ayırmışlar ve inovasyon çalışmalarına ağırlık vermişlerdir. Ancak yapılarının hantal oluşu ve talep değişikliklerine çabuk cevap verememeleri inovasyon konusunda büyük işletmeleri olumsuz etkilemiştir. KOBİ’ler büyük işletmelerin hantal yapılarının aksine daha esnek oluşları, müşterilerle yakın ilişki içerisinde bulunmaları ve ürün-hizmet süreçlerini müşteri gereksinimlerine göre daha çabuk adapte edebilmeleri ile inovasyon konusunda daha başarılı olma potansiyeline sahipler.
KOBİ’ler faaliyetlerini yeni ürün ve hizmetler geliştirme ve pazarlama üzerinde yoğunlaştırmak suretiyle büyük işletmelerle rekabet edebilmektedirler. KOBİ’ler büyük işletmelerin ürettikleri ürünün aynısını değil, esneklik üstünlüklerini iyi kullanarak büyük işletmelerin giremediği pazar alanlarına girmek, üretim alanlarını değiştirmek gibi strateji izleme imkânına sahiptirler. Böylece KOBİ’ler kendilerine daha geniş bir hareket alanı bulmuş olacaklardır.
Fakat inovasyonun KOBİ’ler için bu kadar önem arz etmesine rağmen inovasyon çalışmalarına yeterince bütçe ayrılmadığı görülmektedir. Bunun nedeni olarak birçok şey söylenebilir. Başlıca belirtilmesi gereken nedenler yönetim kadrosunun bilgi eksikliği ve kısıtlı finansal imkânlardır.
NETİCE
KOBİ Finansmanı, küçük ve orta ölçekli işletmelerin işlerini büyütmeleri veya genişletmeleri amacıyla sunulan bir işletme kredisi türüdür. Bu krediler kısa vadeli olabileceği gibi uzun vadeli de olabilir.
Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde istihdama ana katkı sağlayanlar olarak ekonominin omurgasını oluşturan birçok küçük ve orta ölçekli işletme(KOBİ) araştırmasında, hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerdeki işletmelerin hayatta kalmasını ve büyümesini belirleyen en önemli faktör olarak finansman tespit edilmiştir. Finansmana erişim, KOBİ’lerin işlerini büyütmek ve en son teknolojileri elde etmek için verimli yatırımlar yapmalarına, böylece kendilerinin ve bir bütün olarak ülkenin rekabet gücünü güvence altına almalarına olanak tanır. Önemlerine rağmen, finansmana erişim, büyük firmalarla karşılaştırıldığında nispeten sınırlıdır ve KOBİ’ler için önemli bir faaliyet kısıtlamasıdır. Gelişmekte olan ve ekonomileri geçiş aşamasında olan ülkelerdeki ticari bankalar sıklıkla hükümete borç vermeyi tercih etmekte ve dolayısıyla kamu sektörü özel sektörü dışarıda bırakmaktadır.
KOBİ’lere sağlanan finansmanın sınırlı olması, birazda onların doğasından kaynaklanmaktadır. KOBİ’ler genellikle kayıt dışıdır, gençtir, daha az kamuya açık bilgiye sahiptir ve alışılmadık sektörlerde faaliyet göstermektedir; bunların tümünün daha yüksek bilgi çarpıklığı yaratması ve dolayısıyla riski artırması, banka kredilerini caydırmaktadır. Türkiye’deki KOBİ’lerin kuruluş aşamasında koydukları sermaye genellikle ya şahsi ya da aile kaynakları tarafından sağlamaktadırlar. Bu sebeple, dış kaynak almak için finans kurumlarına yeterince teminat ya da güvence sağlayamamaktadırlar. Ayrıca işletmenin sahibi aynı zamanda yöneticisi olduğu için finans yönetimi konusunda deneyim ve bilgi eksikliği ayrı bir finansal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, hesaba katılmayan ödemelerin çıkması, yüksek kredi maliyetleri, kredi başvurusunda yaşanan bürokrasi, yüksek enflasyon oranlarına karşı kendilerini koruyamamaları gibi nedenleri, diğer finansal sorunlar olarak sıralamak mümkündür. Ayrıca yüksek enflasyon dönemlerinde, enflasyon muhasebesi uygulayamayan KOBİ’ler, cari karın reel karı aşması sonucu vergi yükünü artırmakta, kazanmadığı gelirden vergi ödemek zorunda kalmaktadırlar.
Bu tür nedenler ile, KOBİ’ler, yetersiz varlıklar ve düşük kapitalizasyon, piyasa dalgalanmalarına karşı kırılganlık ve yüksek ölüm oranları nedeniyle kredi verenler ve yatırımcılar tarafından yüksek riskli borçlular olarak görülmektedir; KOBİ’lerin bir kısmında muhasebe kayıtlarının olmaması, mali tablolarının veya iş planlarının yetersiz olmasından kaynaklanan bilgi çarpıklıkları, alacaklıların ve yatırımcıların potansiyel KOBİ tekliflerinin kredi itibarını değerlendirmesini zorlaştırmaktadır.
Sonuç olarak, ticari bankalar kredi konusunda genellikle daha iyi iş planları sunan, daha iyi kredi notlarına sahip, daha güvenilir mali bilgiye sahip, daha iyi başarı şansına sahip ve bankalar için daha yüksek karlılığa sahip olan büyük kurumsal borçluları tercih etmek eğilimindedirler. Bankalar, KOBİ’lere kredi verdiklerinde, risk üstlenmeleri karşılığında onlardan komisyon talep etme ve daha sıkı eleme önlemleri uygulama eğilimi gösterirler, bu da her iki tarafta maliyetleri artırmaktadır.
Bununla birlikte, KOBİ’lerin finansman sorunları gözden kaçmadı. Politika yapıcılar ve piyasa katılımcıları erişimi genişletmek için farklı girişimler uygulamaya koydular. Bunlardan biri, KOBİ’lere banka kredilerini teşvik etmek için kredi bilgisi paylaşım mekanizmalarının kurulmasını içeriyor. Taşınır varlıkların teminat olarak kullanılmasını teşvik eden reformlar da (teminat yasalarının iyileştirilmesi ve taşınır teminat kayıtlarının getirilmesi gibi) olumlu karşılanmaktadır. Kamu kredi garantileri, krediyi KOBİ’lere yönlendirmek için kullanılan bir diğer popüler araçtır. Diğer girişimler, örneğin tedarik zinciri finansmanını yürütmek için çevrimiçi platformlar kurarak, banka kredilerinin ötesinde alternatif finansman mekanizmaları teşvik edilmeye çalışıldı. Ayrıca hükümetler KOBİ’leri hedef alan ikincil borsalar yaratarak bankalar haricinde yeni finansman imkanları yaratmaya çalışıyorlar.
KAYNAK:
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin (Kobi) sorunları Emel ERDEM, M. Nafiz DURU, ABMYO Dergisi. 20,
KOBİ Girişim Dergisi Ağustos 2023 sayısı, Ekonomist Dergisi Eki
BİZİM HESAP Şirket Yönetim Paketi, 2023 KOBİ Destek Kredileri
KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETMELERİN (KOBİ) FİNANSAL PROBLEMLERİN ÇÖZÜMÜNDE GİRİŞİM SERMAYESİ FONLARININ ÖNEMİ VE ROLÜ, Zafer Demir, Temmuz 2018
BLOOMBERGHT 25.8.2023
Paraanaliz.com 22.7.2023 Ekonomi, ‘KOBİ’ler finansmana erişim güçlüğü yaşıyor…’
YAYIM TARİHİ :26 Aralık 2022, TUİK Haber Bülteni, Küçük ve Orta Büyüklükteki Girişim İstatistikleri, 2021
Development Research Group, the World Bank, Addressing Finance Problem No. 9, Oct 2017
worldbank.org, Small and Medium Enterprises (SMEs) Finance
Sergio Schmukler-Facundo Abraham, 2017 Addressing the SME finance problem, Research and Policy Briefs No. 9, World Bank.
Levent Sezal, Kahramanmaraş Sütcü İmam Üniversitesi, Küçük ve Orta Ölçekli işletmelerin Karşılaştıkları finansal Sorunlar, Ocak 2021,
Zafer Demir, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (kobi) Finansal Problemlerin Çözümünde Girişim Sermayesi Fonlarının Önemi ve Rolü, Temmuz 2018,
TUİK KOBİ Haber Bülteni, 2023,