Genel tanımıyla asgari ücret, işçilerin kanunen alması gereken en düşük ücret tutarıdır. Kamu ekonomisinde, genellikle, tüm işçilerin yaşam standartlarını desteklemek için asgari düzeyde bir gelirden yararlanabilmelerini sağlayarak, yoksullukla ilgili sorunları ele alan bir önlem olarak ele alınır. Ancak bunu etkisiz ve verimsiz olarak gören ekonomistler de var.

Asgari Ücret
Asgari ücret, bir hükümetin işverenlerin çalışanlarına ödemesini istediği en düşük saatlik, günlük veya aylık ücrettir. Asgari ücretin temel argümanı emekçilerin, özellikle de yoksulların yaşam standartlarını yükseltmektir. Buna ek olarak, asgari ücret artışlarının, işçilerin çalışma çabasını ve üretkenliğini teşvik etme, sübvansiyon programlarının kapsadığı insanları azaltma, tüketimi artırma, toplam talebi ve çarpan etkisi yaratma gibi başka olumlu etkileri olabilir (Freeman, 1994; Dowrick ve Quiggin, 2003; Gunderson , 2005).
Yasal asgari ücret, hükümetlerin dağılımın en altındaki ücret düzeylerini etkilemek için sahip olduğu en doğrudan politika aracıdır. Asgari ücretler, aşağıdakilere karşı bir önlem olarak gerekçelendirilmiştir: i) adil ücretin sağlanması ve firmaların işgücü piyasası gücünün olumsuz etkilerinin dengelenmesi; ii) çalışma ücreti ödeme; iii) eksik ücret bildiriminin kapsamını sınırlayarak vergi gelirini ve/veya vergi uyumunu artırmak; ve iv) özellikle pazarlık gücü düşük olan savunmasız işçilerin toplu pazarlıkları için bir çıpa sağlamak.
Asgari ücretin etkinliği aslında dayatıldığı piyasanın türüne bağlıdır. Spesifik olarak, daha yüksek bir asgari ücret ve istihdam düzeyi sağlayabilirse, işçiler ve tekel piyasa için faydalı olabilir.
Asgari ücretler, dağılımın en altındaki ücretler üzerinde güçlü bir etkiye sahip olabilir ve düşük ücretli çalışanların satın alma gücünün korunmasına yardımcı olabilir. OECD İstihdam Görünümü 2022’de belirtildiği gibi, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde, bir politika aracı olarak yararlılıklarını sürdürmelerini sağlamak için asgari ücretlerin düzenli olarak revize edilmesi gerekir.
Son aylarda artan enflasyonla ilgili büyük miktarda endişe var ve ücret artışlarının buna ayak uyduramaması durumu daha da kötüleştiriyor. Yüksek maaşlı işlerde çalışan birkaç işçi daha yüksek ikramiyelerden ve enflasyonu aşan ücret artışlarından yararlandı – örneğin, CEO maaşlarının pandemi öncesi seviyelere geldiği bildirildi. Ancak çalışanların çoğunluğu için, daha yüksek fiyat enflasyonu artık kazandıklarının gerçek değerini aşındırıyor.
Günümüzde, sendika gücündeki düşüşle birlikte,1970’lerin aksine, çalışanlar toplu olarak sendika örgütlenmesi aracılığıyla ücret artışı talep edemiyor. Bireysel düzeyde pazarlıkla karşı karşıya kalıyorlar ve daha yüksek maaş almanın en iyi yolu genellikle yeni bir iş bulmak. Firmaların pazar gücündeki artış, kârların neden arttığını açıklamaya da yardımcı oluyor: Mesela İngiltere’de, 20 yılda işçilerin reel ücretlerindeki yaklaşık %14’lük artışa kıyasla, reel olarak firma karları yaklaşık %60 arttı.
Ayrıca, kaydedilen işsizlikte düşüş olsa da, gerçek işsizlik seviyesi daha yüksek: İş göremezlik ödeneği alan işçiler, uygun işler mevcut olsaydı, çalışıyor olacaklardı. Ancak bunlar, resmi işsizlik istatistiklerine dahil edilmiyor.
Neticede, çalışanların büyük bir kısmı, yaşamak için ihtiyaç duydukları şeyleri karşılamakta zorlanıyor. Onlar için yaşam maliyeti krizi, modası geçmiş bir siyaset sloganı değil, hayatın bir gerçeği. Çözüm, şunları gerektirir: enflasyona ve aslında daha genel olarak ekonomiye yönelik politikaların yeniden düşünülmesi.
Yeni politikalar zamanı
Şu anda pek çok ülke merkez bankaları, faiz oranlarını yükselterek ve niceliksel genişleme altında yaptıkları “para yaratmayı” tersine çevirerek enflasyonla mücadele ediyor. Ancak, enflasyon tahminleri önümüzdeki aylarda da artacağını gösterdiğinden, bu politika yaklaşımı giderek daha az ikna edici görünüyor. Bunun yerine, özellikle işçilerin ekonomik zarar görmemesi için ücretlerin manşet enflasyonu yakalamasını sağlayacak yeni politikalara ihtiyaç var.
Mesela, İngiliz Hükümeti’nin (gecikmeli olarak) artan enerji faturalarına yardımcı olmak için toplumdaki en yoksul kesime doğrudan mali destek sunması iyi bir adım. Aynı hükümet, bir süre önce kurumlar vergisini 2023’ten itibaren çoğu şirket için %19’dan %25’e çıkarmayı planladığını duyurmuştu- çok yeni olarak, daha önceleri baskılara direnirken bu defa bu desteğin ödenmesine yardımcı olmak için petrol ve gaz şirketlerine beklenmedik bir vergi koymaya karar verdi.
Bu U dönüşünden çıkarılan daha geniş ders, devletin ekonomik olarak dezavantajlı olanları koruma sorumluluğu olduğu ve buna gelirin bu şekilde yeniden dağıtılmasının da dahil olduğudur.
Asgari ücret çalışanlara yararlı olur mu?
Hemen hemen her ülkede asgari ücret vardır. Ayrıntılar değişkenlik gösteriyor: Fransa gibi bazı ülkeler ekonomi genelinde evrensel bir minimum sabitlerken, Yeni Zelanda ve Güney Afrika gibi diğerleri sektörler ve işçi türleri arasında farklılık gösteriyor. Tipik olarak, asgari ücret hükümet tarafından belirlenir ve iş ve işçi örgütleriyle istişare edilerek periyodik olarak revize edilir.
Asgari ücret ahlaki, sosyal ve ekonomik gerekçelerle meşrulaştırıldı. Ancak kapsayıcı hedef, eşitsizliği azaltırken ve sosyal kapsayıcılığı teşvik ederken, gelirleri artırmak ve merdivenin alt ucundaki işçilerin refahını iyileştirmektir. Eleştirmenler, asgari ücretlerin refahı artırmaktan çok emek piyasasını bozduğu için verimsiz olduğunu söylüyor. Sosyal yardım sağlamanın başka, daha iyi hedeflenmiş ve daha az çarpıtıcı yolları olduğunu savunuyorlar.
Refah üzerindeki etki
Peki asgari ücretteki artış aslında düşük gelirli işçilere fayda sağlıyor mu? Duruma göre değişir.
Birincisi, işverenler asgari ücret yasasına uymayabilir. Hiç kimse asgari olanı almıyorsa veya yasa çoğunlukla kağıt üzerindeyse, konu dışıdır. Örneğin, büyük kayıt dışı ekonomilere sahip ülkelerde, işverenler genellikle vergilerden veya sosyal yardım sağlama maliyetinden kaçınmak için işçilere bazen “zarf ödemeleri” olarak bilinen masa altı ücret ekleri verir. Bu durumda, işveren asgari ücretteki artışa zarf ödemelerini azaltarak tepki verebilir ve genel tazminatı değiştirmez. İşverenler ayrıca çalışanların çalıştıkları saatleri eksik bildirebilir ve toplam ücreti değiştirmez. Ya da işveren, asgari ücret yasasından tamamen kaçınarak, istihdamı hiç bildirmeyebilir.
İkincisi, asgari ücret düzenlemelerine tamamen uyulsa bile, ek kazançlar ağır sosyal güvenlik ve çalışma vergileriyle karşı karşıya kalabilir ve bu da eve götürülen ücretlerdeki artışın etkisini azaltabilir. Son olarak, işverenler, maliyetleri azaltmak için sosyal yardımları veya saatleri azaltarak veya işçileri işten çıkararak yüksek asgari ücretleri dengeleyebilir.
İstihdam üzerindeki etki
İstihdam üzerindeki potansiyel etki, asgari ücret politikası tartışmasının merkezinde yer almakta ve tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Bir yandan, rekabetçi piyasalarda asgari ücret uygulanırsa ve ücretleri mevcut seviyelerin üzerine çıkarırsa, bazı şirketler daha yüksek ücreti ödemeye isteksiz olacak ve işçileri işten çıkaracaktır. Öte yandan, piyasalar rekabetçi olmayabilir. Örneğin, belirli bir pazarda tek işveren olan bir şirket, rekabette geçerli olandan daha düşük ücretler uygulayabilir. Bu durumda asgari ücret, istihdamı azaltmadan işçilerin gelirlerini artırabilir. Aslında, daha yüksek ücretler daha fazla işçi çekebilir ve dolayısıyla istihdamı artırabilir.
Birkaç on yılı kapsayan araştırmalar tartışmayı çözmedi. Bazı araştırmalar, asgari ücretin işçiler için önemli faydalar sağladığını ortaya koyuyor; diğerleri bunun zararlı olduğu sonucuna varırlar. Birçok çalışma sonuçsuz kaldı.
Buna rağmen, asgari ücret ılımlı bir seviyede belirlendiğinde, istihdam üzerindeki etkinin ılımlı bir şekilde olumsuz olduğu konusunda artan bir fikir birliği var gibi görünüyor. Son araştırmalar, düşük vasıflı ve genç işçiler gibi daha savunmasız grupların zarar görebileceği halde, asgari ücretteki artışın istihdamda neden olduğu değişikliğin sıfıra yakın olduğu sonucuna varıyor. Mütevazı istihdam etkileri için makul bir açıklama, ılımlı seviyelerde, asgari ücretlerin bir işverenin toplam maliyetlerinin yalnızca küçük bir kısmını oluşturmasıdır, bu nedenle firmalar artışı bordroları kesmek dışında çeşitli yollarla karşılayabilirler. Seçenekler arasında ücret dışı maliyetlerin düşürülmesi, fiyatların yükseltilmesi, üretkenliğin artırılması ve daha düşük kârların kabul edilmesi yer alır.
Eşitsizlik üzerindeki etki
Asgari ücret politikalarının bir diğer temel motivasyonu, ücret dağılımının en altında yer alanların kaderini iyileştirerek gelir eşitsizliğini azaltmaktır. Ampirik araştırmalar, asgari ücret artışlarının ücret eşitsizliklerini azaltma eğiliminde olduğunu, ancak yalnızca yoksulluğun önemli ölçüde azaltılmasına yönelik daha geniş bir politika çabasının bir parçası olduğunu göstermektedir.
Yine de, asgari ücretin başarabileceğinin sınırları vardır. Çok yükseğe ayarlananlar, önemli iş kayıplarına neden olabilir ve dolayısıyla negatif dağılım etkilerine sahip olabilir. Düşük gelirliler işlerini kaybettikçe eşitsizlik büyüyecek. Ayrıca, asgari ücret artışları, genel ücret yapısını pompalayabilir ve şirketler daha üretken işçilerinin daha iyi tazmin edilmesini istedikleri için gelir eşitsizliğini değiştirmez.
Uygun seviye nedir?
Teori ve pratik, asgari ücretleri belirlemeyi veya değiştirmeyi düşünen hükümetler için iki ders önerir. Birincisi, seviyenin oldukça düşük olmasını sağlamaktır – örneğin, genç ve uzun süreli işsizler gibi daha az üretken insanlar için daha düşük seviyelerle, medyan ücretin %50’sinden daha az. Almanya bu kuralı çiğneme riskini alıyor. Önerilen seviye, bir hesaplamaya göre medyan ücretin %62’sidir. Altı Alman işçiden birine bundan daha az ücret ödeniyor, bu da özellikle ülkenin daha az üretken olan doğusunda işlerin kaybedileceğini gösteriyor. Aynı şekilde Britanya’da kampanyacıların talep ettiği “yaşama ücreti” asgari ücretin %20 üzerinde. Bu istihdamı vurabilir. Amerika’nın önerdiği artış çok büyük olsa da, asgari ücret yine de medyan ücretin yalnızca yaklaşık %50’si kadardır.
İkinci ders, politikacıların asgari ücret belirleme yetkisini teknokratlara vermesi gerektiğidir. Britanya’da taban, Düşük Ücret Komisyonu’ndaki ekonomistlerin ve istatistikçilerin tavsiyesi üzerine yıllık olarak ayarlanır; genellikle kademeli olarak ilerlemiştir. Amerika’da ise, asgari ücret tabanı politikacılar tarafından belirlenir ve büyük artışlarla düzensiz bir şekilde ayarlanır. Bu, Amerikalı işçilere veya onların işverenlerine çok bir fayda sağlamaz.
Son olarak, hükümetler asgari ücret artışlarının geçici çare olduğunu hatırlamalıdır. Dikkatleri, düşük ücretlerin eğitim ve beceri eksikliği gibi daha temel nedenlerinden ve bunları ele alma çabalarından uzaklaştırmamalıdırlar.
Asgari ücretler ne sıklıkta ayarlanmalı?
131 sayılı ILO Sözleşmeleri ve Tavsiyeleri, asgari ücretlerin “zaman zaman ayarlanması” gerektiğini kabul eder. Asgari Ücret Tespit Tavsiyesi, 1970 (No. 135), “Asgari ücret oranları, yaşam maliyeti ve diğer ekonomik koşullardaki değişiklikleri dikkate almak için zaman zaman ayarlanmalıdır.” Prensip olarak, bu revizyon “ya düzenli aralıklarla ya da bir yaşam maliyeti endeksindeki değişimler ışığında böyle bir incelemenin uygun görüldüğü her zaman” gerçekleştirilebilir. Ancak, sabit bir periyodikliğin olmaması durumun da, hem işçiler hem de işverenler bazı belirsizliklerden etkilenecektir.
Asgari ücret alan işçiler, fiyat enflasyonunun satın alma güçlerini ne kadar süreyle aşındıracağını bilmezken, işverenlerde, işgücü maliyetlerinde ne zaman ani bir artışla karşılaşabileceklerini bilmiyorlar. Nitekim, sabit dönemselliğin olmadığı ülkelerde, asgari ücretlerin bazen uzun süre ayarlanmadan kaldığı, ardından ani ve büyük ayarlamaların yapıldığı gözlemlenmiştir. Bu sadece asgari ücretin geçerliliğini zayıflatmakla kalmıyor, aynı zamanda işletmelerin maliyet artışlarını karşılamasınıda zorlaştırıyor. Çoğu zaman, ülkeler asgari ücretlerini yılda bir kez ayarlar. Bazı ülkeler oranları altı ayda bir ayarlarken, bazı ülkeler 2 yıllık aralıklarla düzenleme yapmaktadır. Yıllık ayarlamalar, düşük veya orta düzeyde enflasyon dönemlerinde yeterli görünmektedir, işçilere ve işverenlere uygun öngörülebilirlik sağlar ve gelişen ekonomik koşullara uygun olarak düzenli ayarlamalara izin verir.
Yüksek enflasyon varsa ne yapmalı?
Yıllık ayarlamalar öngörülebilirlik ve düzgün ayarlamalara izin verir ve enflasyon bir eşiği aştığında daha sık ayarlamalarla tamamlanabilir. Bazı ülkelerde, enflasyon belirli bir eşiğin üzerine çıktığında otomatik olarak daha sık ayarlamalar yapılır. Örneğin Fransa’da, belirli bir yıl içinde fiyat enflasyonu yüzde 2’yi geçtiğinde asgari ücret otomatik olarak artırılır. Bununla birlikte, belirli bir seviyenin üzerindeki otomatik endeksleme riskli olabilir ve keskin bir şekilde hızlanan enflasyon durumlarında enflasyonist ücret-fiyat “spirallerine” yol açabilir.
Yükselen enflasyon dönemlerinde yasal asgari ücretlerin önemi
Son yıllarda, yasal asgari ücretlere uluslararası düzeyde yeniden ilgi duyulmaktadır. Almanya 2015’te yasal bir asgari ücret getirdi, Güney Afrika 2019’da bunu yaptı. 2022’de Avrupa Birliği, yeterli yasal asgari ücreti teşvik etmek ve işçilerin asgari ücret korumasına etkin erişimini artırmak için yeni bir Direktifi kabul etti. Ayrıca, enflasyondaki son artıştan önce bile, birkaç OECD ülkesinin (örneğin Macaristan, Kore, İspanya ve Birleşik Krallık) yanı sıra birkaç ABD eyaleti ve şehrinde asgari ücrette önemli artışlar gözlemlenmiştir. Özellikle dağıtımın en altındaki işçileri etkileyen artan yaşam maliyeti krizi, yasal asgari ücreti daha da belirgin hale getiriyor.
Bu yenilenen ilgi aynı zamanda politika yapıcılar ve akademisyenler arasında, OECD ülkelerinin çoğunda belirlenen düzeyde, asgari ücret artışlarının (hatta yüksek artışlı olanların), düşük gelirler üzerinde olumlu etkileri olduğu, ancak istihdam üzerinde olumsuz etkilerinin olmadığı veya sınırlı olduğu konusunda artan fikir birliğini de yansıtıyor(Dube 2019). Ayrıca, OECD ülkelerinde önemli tekel gücü, yani firmaların ücretleri tek taraflı olarak belirleme gücünün, verimsiz bir şekilde düşük istihdam ve ücret seviyelerine yol açtığı hakkında artan kanıtlar, asgari ücretin çok düşük olduğu yerlerde yükseltilmesi veya asgari ücretin olmadığı yerlerde, özellikle de işçiler hâlihazırda etkin toplu pazarlık kapsamına alınmadığında, asgari ücretin getirilmesi yönündeki argümanları güçlendirmiştir (OECD, 2022).
Enflasyonun OECD ülkelerinin çoğunda son kırk yılda görülmeyen seviyelere ulaşması ve orantısız bir şekilde en savunmasız, düşük gelirli haneleri vurmasıyla asgari ücretler, enflasyonu ve kamu maliyesini kontrol altında tutarken düşük ücretli işçilerin yaşam standartlarını korumak için daha da önemli bir araç haline gelmiştir.
Yaygın ama heterojen bir kurum
Halihazırda, 38 OECD ülkesinden 30’unda yasal bir asgari ücret uygulanmaktadır ve OECD dışı gelişmekte olan ekonomilerin çoğunda da asgari ücret mevcuttur. Yasal bir asgari ücretin bulunmadığı 8 OECD ülkesinde (Avusturya, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İtalya, Norveç, İsveç ve İsviçre), sektör veya meslek düzeyindeki toplu sözleşmeler, işgücünün büyük bir kısmı için fiilen ücret tabanları içerir. Yine de İsviçre’de beş kanton (örneğin, Cenevre ve Basel gibi yerel bölgeler) kanton çapında yasal bir asgari ücret uygulaması getirmiştir.
Medyan ücretlerin(Medyan ücret; tüm maaşlar sırayla düzenlenseydi, medyan ücret, verinin tam olarak yarısı üstünde ve yarısı altında olan ücret olurdu.) payı olarak ifade edilen brüt asgari ücret seviyeleri (“Kaitz oranları” olarak; nominal yasal asgari ücretin sektör düzeyinde kapsama göre ayarlanmış medyan ücrete oranıyla temsil edilen ekonomik gösterge) ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterir. OECD bölgesinde, 2021’de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki medyan tam zamanlı ücretlerin %30’unun altından Türkiye, Şili, Kosta Rika ve Kolombiya’da %70 ve üzeri arasında değişiyordu.
OECD bölgesi için ortalama %55, son 15 yılda 2005’teki %48’den, ılımlı genel ücret artışı bağlamında arttı. Gerçekten de, 2005-21 döneminde OECD ülkelerinin yaklaşık yarısında, özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde, önemli yukarı yönlü hareketler görüldü. Buna karşın minimum-medyan oranı Avustralya (%-5,9), Belçika (%-3,6), Fransa (%-6), Macaristan (%-1), Türkiye (%-3,8) ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ( -%2,6) düştü. Bu durum, asgari ücretin nominal değerindeki donma dönemlerini veya medyan ücretlerin gelişiminden daha düşük yukarı yönlü ayarlamaları yansıtır. Asgari ücretin nominal olarak düştüğü tek OECD ülkesi, 2011 ile 20123 arasında nominal olarak %22 oranında asgari ücretin düşürüldüğü ve Şubat 2019’a kadar dondurulmuş ve daha sonra %11 oranında artırılmış olan Yunanistan idi.
Türkiye’de medyan ücret nedir?
Medyan ücret, toplanan tüm ücret verilerinin ortadaki değeridir. Türkiye’de medyan maaş aylık 7.830 TL’dir (405.86 USD). Bu, Türkiye’de çalışanların %50’sinin ayda 7.830 TL’den fazla, %50’sinin ise 7.830 TL/ay’dan az kazandığı anlamına geliyor( 21 Nisan 2023).
Ücret Enflasyonu Nedir?
Ücret enflasyonu şeklinde tanımlanan bir enflasyon çeşidi olmamakla beraber, nominal ücretlerdeki artıştan kaynaklanan mal ve hizmetlerin maliyetindeki genel artışa, bazı ekonomistler bu ismi vermektedir. Bu tür enflasyon fiyat enflasyonuna ve daha yüksek büyümeye neden olma eğilimindedir. Ücret enflasyonunun etkisi, gerçek bir artış (enflasyondan daha yüksek) veya sadece nominal bir artış (enflasyonla aynı ücret artışı) olmasına bağlıdır. Etki aynı zamanda işgücü verimliliğine de bağlıdır.
• Reel ücret artışı enflasyondan yüksek olduğunda – işçiler yaşam standartlarında bir artış görürler. (örn. 2006-2007)
• Enflasyon ücret artışından yüksek olduğunda – işçiler yaşam standartlarında bir düşüş görüyor (negatif reel ücret artışı) (örn. 2010-2014)
Ücretlerdeki artıştan sonra şirket kârını korumak için işverenler, sağladıkları mal ve hizmetler için talep ettikleri fiyatları artırabilirler. Mal ve hizmetlerin toplam artan maliyeti, ücret artışı üzerinde dairesel bir etkiye sahiptir; Sonunda, pazardaki mal ve hizmetler genel olarak arttıkça, artan tüketim mallarının fiyatlarını telafi etmek için daha yüksek ücretlere ihtiyaç duyulacaktır.
Ancak, ücret artışının fiyatlar ve istihdam etkilerine ilişkin literatürdeki kanıtlar, asgari ücretin çalışanların ücretlerini artırdığı, çok fazla işi yok etmediği ve fiyatları çok fazla yükseltmediğidir.
Asgari Ücret Artışları Enflasyona Neden Olur mu?
Asgari ücretin yükseltilmesi gibi siyasi içerikli bir konu söz konusu olduğunda tarafsız bilgi elde etmek her zaman kolay değildir. Taraftarlar ve eleştirmenler, benzer şekilde, kendi siyasi eğilimlerini paylaşan iktisatçıların görüşlerini yayınlayarak konumlarını güçlendirme eğilimindedir. Yükseltmenin, enflasyon konusu da dahil olmak üzere ekonominin geri kalanı üzerinde ölçülebilir bir etkisi var mı? Evet. Enflasyon oranındaki bir artış doğrudan asgari ücretteki artışa bağlanabilir mi? Şart değil. Tartışmanın her iki tarafı da ikna edici argümanlar sunar, ancak bu argümanlar çarpıtılmış veya tamamen teorik varsayımlara dayanabilir.
Enflasyonun reel harcama gücü üzerinde zararlı bir etkisi olabileceği biliniyor, ancak yükseltilmiş asgari ücret enflasyona neden olur mu? Evet ve hayır. Ekonomik açıdan enflasyon, işçi ücretlerindeki artış da dahil olmak üzere herhangi bir sayıda yeni veya artan üretim maliyetinden kaynaklanabilir. Bir şirketin, çalışanlarına ödediği miktarı artırması gerekiyorsa, ya şirket tarafından insan emeği kullanmanın maliyeti olarak karşılanması ya da daha yüksek fiyatlar şeklinde müşterilere yansıtılması gereken yeni bir masraf oluşur.
Ekonomistler bu duruma maliyet enflasyonu diyorlar. Asgari ücretteki bir artış, üretim maliyetlerinde bir artışa neden oldu ve bu da daha sonra tüketiciler için şişirilmiş bir fiyatla sonuçlandı. Ancak maliyet yönlü enflasyon argümanını eleştirenler, şirketlerin zorunlu bu artışı telafi etmek için her zaman işgücünü ayarlayabileceklerini öne sürüyor. Şirketlerin daha yüksek maaşlı bir işgücünün masraflarını tüketicilere yüklemesi her zaman gerekli değildir. Asgari ücreti yükseltmek, enflasyon oranında geçici veya yapay bir artış yaratabilir, ancak aynı şekilde kurumlar vergilerinde artış veya hammadde kıtlığı da buna neden olabilir.
Geleneksel iktisat teorisine göre, firmalar işgücü maliyetindeki artışa işgücü talebini azaltarak veya çıktı fiyatlarını artırarak yanıt verecektir (Hamermesh, 1986; Brown, 1999). Sonuç olarak bu durum, işsizliği ve enflasyonu artırabilir. Hükümetlerin asgari ücretle korumayı amaçladığı yoksul emekçiler, asgari ücret artışlarından zarar görebilir. Ancak, asgari ücret artışlarının fiyatları artırması beklenmekle birlikte, fiyat artışının büyüklüğü talep esnekliği ve rekabet derecesi gibi birçok faktörede bağlıdır (Aaronson, 2001). Ampirik çalışmalarda asgari ücretlerin enflasyon üzerinde güçlü bir etkisi her zaman bulunmaz. Card ve Krueger (1995), Aaronson (2001), Macdonald ve Arasonson (2000) gibi çeşitli çalışmalar, %10’luk asgari ücret artışının fiyatlarda yaklaşık %1-4’lük artışlara yol açtığını bulmuştur. Bununla birlikte, Frye ve Gordon (1981), Sellekaerts (1981), Katz ve Krueger (1992), Card ve Krueger (1995) gibi diğer çalışmalar, asgari ücret artışlarının fiyatlar üzerinde çok küçük veya istatistiksel olarak anlamlı olmayan etkilerini bulmuşlardır.
Bazıları, asgari ücreti artırmanın mevcut enflasyon sorununu daha da kötüleştireceğinden endişe duyduklarını iddia ediyorlar. Bu ciddi bir endişe değil. Misal olarak, Amerika’da “Ücreti Yükseltme Yasası” na göre, asgari ücret 2027 yılına kadar beş adımda 15 dolara çıkacak ve daha sonra medyan ücretlerdeki büyümeye endekslenecektir. Bu artışın nedeniyle asgari ücretin her kuruşunun doğrudan fiyatları besleyeceği kabul edilse dahi- yani hiçbiri daha yüksek üretkenlik veya daha düşük karlarla finanse edilmediyse- 15$’a geçiş, genel fiyat düzeyinde %0,5’ten daha az bir tek seferlik artış yaratacaktır. Beş yıla yayılacak bu durum, enflasyonda yılda %0,1’den daha az bir ortalama artış olacağı anlamına gelir ve sonrasında neredeyse sıfıra iner. Bu tamamen önemsiz. Son iki yılda enflasyon bundan yaklaşık 100 kat daha hızlı bir oranda arttı.
Ücreti Yükseltme Yasası’nın yürürlüğe gireceği dönemde işçilerinin ücretlerini artıracak yasalar çıkaran eyaletleri hesaba katıldığında, bu yeni tahminler (tamamen nihai olmasa da), 2027’deki genel ücret faturasında kabaca 50-75 milyar dolarlık bir artışa işaret ediyor (bu, önümüzdeki 5 yıl boyunca her yıl %1 büyüdüklerini varsayldığında). Bu, ücret faturasındaki 50-75 milyar dolarlık tam artışın -eğer tamamen fiyat artışlarıyla finanse edilmiş olsaydı- 2027 yılına kadar kişisel tüketim harcamalarının fiyat düzeyini kabaca %0,3-0,4 oranında artıracağı anlamına gelir. 2027’den önceki beş yıl, yani enflasyon yılda %0,1’den daha az artacaktır. Diğer marjlar, özellikle şirket kârları, bu küçük fiyat baskısını karşılayabilir.
Daha da önemlisi, bu küçük artışın bile gerçekleşmesi garanti değil. Geçmiş araştırmalar, yüksek fiyatların yanı sıra birçok marjın daha yüksek asgari ücretleri emmek için kullanılabileceğini göstermiştir. Örneğin verimlilik artabilir veya karlar azalabilir.
Bu ikinci marjda (düşük karlar), daha yüksek fiyatları beslemeden asgari ücret artışını absorbe etmeleri için çok fazla alan olduğunu görmek önemlidir. Bu rakamlardan çıkarılacak ders açık: Enflasyonu kontrol altında tutmak için sınırlandırılması gereken gelir kaynaklarına bakmaya başlanacaksa, en düşük ücretli işçilerin ücretlerine değil, şirket kârlarına bakılmalıdır.
Yeni asgari ücretin belirlenmesi ile enflasyon arasında bir ilişki var ama durum daha çok arabayı atın önüne koymak gibi. Yükseltilmiş bir asgari ücretin pek çok savunucusu, endeksleme olarak bilinen bir süreç olan yeni taban ücreti mevcut enflasyon oranıyla eşleştirme fikrini destekliyor. Taraftarlar bunu yaparak, ücretlinin gerçek harcama gücünün de artacağına inanıyor. Son yıllarda olduğu gibi, bir ücret artışı enflasyona ayak uyduramadığında, işçilerin maaş çekleri biraz yükselebilir, ancak şişirilmiş mal ve hizmet fiyatları aslında o zammın harcama gücünü azaltır.
Adil ücret
Bir diğer konu da adil ücretin ne olduğudur.
Klasik iktisatçı, adil ücretin rekabetçi bir piyasada belirlenen ücret olduğunu iddia edebilir. Bir firmanın karı, bir firmanın bir iş kurmak ve risk almak için ihtiyaç duyduğu gerekli teşviktir. Kârın büyük bir kısmı işçilere ödenirse, firmaların ilk etapta bir iş kurmak için hiçbir teşviki olmayabilir.
Bununla birlikte, diğer iktisatçılar, firmaların tekel güçlerini uygulayabileceğini ve işçilere, Marjinal Getirilerinden daha az ödeme yapabileceğini iddia edebilir. Bu nedenle, işçiler genellikle tekel gücüne sahip firmalar tarafından istismar edilebilir(iş gücü piyasası kusurları).
Bu durumda bir ekonomist, asgari ücretin veya sendikanın işverenlerin haksız tekel gücünü dengelemeye yardımcı olabileceğini iddia edebilir. Ücretler artabilir, ancak bu, çalışanların ödenmeyi hak ettiklerinin bir yansımasıdır.
Bu nedenle, ücretlerin artmasının enflasyon üzerinde makro ekonomik etkileri olabilir. Keza, bireysel firmaların da daha fazla mikro ekonomik analizi yapılmalıdır. Bu, işgücü piyasasının rekabetçi olup olmadığı veya firmaların tekel gücüne sahip olup olmadığıdır.
Türkiye ile ilgili çalışmalar
Osman Akgülve Abdullah Miraç Bükey tarafından “Minimum Wage Relationship Between Inflation and The Wage-Price Spiral in Turkey” adlı çalışmada :”Ücretler ve enflasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi ve reel ücretlerin geldiği noktanın tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 1987-2018 yılları arasındaki yıllık TÜFE ve Asgari Ücret verileri kullanılmıştır. Enflasyon ile asgari ücret arasındaki ilişki ARDL Sınır Testi Yaklaşımı uygulanarak, ücret-fiyat sarmalının varlığı ise Toda-Yamamoto Nedensellik testleri uygulanarak belirlenmiştir. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre enflasyon ile asgari ücret arasında uzun dönemli bir ilişki bulunurken, kısa dönemde ilişki anlamsız bulunmuştur. Buna göre uzun vadede enflasyondaki %1’lik bir artış asgari ücreti yaklaşık %2,59 oranında artırmaktadır. Asgari ücretteki artışın enflasyon oranındaki artıştan fazla olması yani esneklik katsayısının 1’den büyük olması asgari ücretteki reel artışı ifade etmektedir. Toda-Yamamoto Nedensellik analizi sonuçlarına göre hem asgari ücretten enflasyona hem de enflasyondan asgari ücrete doğru çift yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Bu ilişki Türkiye’de ücret-fiyat sarmalı aralığında 1987-2018 referans döneminin varlığına işaret etmektedir. Kriz dönemlerini takip eden yıllarda asgari ücretin 3,65 birim arttığı” gözlemlenmiştir.
Merkez Bankası’nın “Wage Distribution and Effects of Wages on Inflation in Turkey” adlı yayınında, “Türkiye’de ücret gelişmeleri açısından izlenen en önemli göstergelerden biri de asgari ücret” olduğu belirtilmekte ve maliyet artışlı enflasyona olan etkisi” incelenmektedir.
Bu soruya ilişkin 2017-2019 verileri, tarım dışı sektörlerde çalışan ücretlilerin yaklaşık %42,8’inin asgari ücret veya altında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu oran sanayi sektöründe %50,0, inşaat sektöründe %53,9 ve hizmetler sektöründe %39,1 olarak hesaplanmıştır. Hizmetler sektöründe asgari ücret ve altında kazananların oranı diğer ana sektörlere göre görece düşük olmakla birlikte, alt sektörler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Örneğin konaklama ve lokanta hizmetlerinde bu oran %72’ye, toptan ve perakende ticaret sektöründe %64’e ulaşırken, kamu hizmetleri, eğitim, finans-sigorta hizmetleri ve bilgi-iletişim hizmetleri gibi asgari ücretin altında çalışan sektör çalışanları hizmetlerin toplam payını sınırlamaktadır. İmalat sanayinde ise giyim, tekstil, gıda ve deri sektörlerinde bu oran daha yüksektir. Maliyet yönlü olası enflasyon baskıları değerlendirilirken asgari ücrete olan hassasiyet konusunda dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da sektörlerin emek yoğunluğudur.
Ücret artışının enflasyon üzerindeki olası etkilerini değerlendirmek için çeşitli ücret tanımları altında Bayesian VAR modelleri kullanılarak etki-tepki analizleri yapılmıştır. Ortanca tepkilere dayalı temel bulgular şu şekilde özetlenebilir: Nominal asgari ücrete yönelik %1’lik bir pozitif şok, yıl sonunda tüketici enflasyonunu yaklaşık 0,06 ila 0,08 puan yükseltir ve etki çoğunlukla iki çeyrek içinde tamamlanır. İstihdam edilen kişi başına ücret tanımına göre enflasyonun %1’lik ücret şokuna tepkisinin 0,10 puan civarında olacağı tahmin edilmektedir. Hem ücret hem de istihdam etkisi dahil olmak üzere çalışanların ücretlendirilmesine ilişkin bir analiz ise, 1 puanlık pozitif bir şokun tüketici enflasyonunu yıl sonunda 0,2 puan artırdığını göstermektedir. Ücret-enflasyon ilişkisine ilişkin tahminlerdeki belirsizliğin görece yüksek olması, politika yapımında temkinli bir duruşu gerektirmektedir
DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR) ise, uzun yıllardan beri asgari ücrete ilişkin bilimsel raporlar hazırlıyor. “Asgari Ücret Gerçeği 2023” araştırmasının bazı bulguları şöyle:
Gerek resmi veriler gerekse bağımsız araştırmalar Türkiye’de asgari ücretle çalışanların kapsamının oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Merkez Bankası ve DİSK-AR verileri asgari ücret civarında bir ücretle çalışanların oranının yüzde 50’lerde olduğunu gösteriyor. Milyonlarca işçi asgari geçim için yetersiz olan asgari ücretle geçinmeye çalışırken, işçilerin bir bölümü de yasal asgari ücrete dahi erişemiyor
AB ülkelerinde ortalama toplu pazarlık kapsama oranı yüzde 60’ların, OECD ülkelerinde yüzde 30’ların üzerinde iken ILO’ya göre Türkiye’de genel olarak yüzde 7,5, özel sektörde ise yüzde 6’nın altındadır. Bu durum Türkiye’de asgari ücret civarında çalışanların oranını artırırken AB ülkelerinde asgari ücret ile çalışanların kapsamını düşürüyor. Asgari ücret ile diğer emek gelirleri arasındaki makas kapanıyor, asgari ücret ortalama ücrete yaklaşıyor
Asgari ücretteki artış oranının diğer emek gelirlerine yansımaması, düşük toplu iş sözleşmesi kapsama ve sendikalaşma oranları, ücreti ortalama ücret haline getiriyor. Türkiye’de diğer emek gelirleri artışının sınırlı kalması sonucunda asgari ücret ile diğer ücretler arasındaki makas kapanıyor ve asgari ücret civarı ücretle çalışanların oranı artıyor. Türkiye hızla asgari ücretliler ülkesine dönüşüyor.
Ücretler asgari ücret düzeyine geriliyor. 2005 yılında aylık ortalama ücret ve maaş geliri asgari ücretin 2,2 katı iken, 2020’de asgari ücretin 1,7 katına geriledi. İşgücü maliyeti araştırmalarına göre ise asgari ücretin ortalama işgücü kazancına oranı 2012’de yüzde 44 iken 2020’de yüzde 73’e yükseldi.
2021 yılı itibarıyla asgari ücretin yüzde 10 fazlası ve altında ücret alan işçilerin oranı yüzde 48,7’dir.Bu oran özel sektörde, kadınlarda ve kayıt dışı çalışanlarda daha da yükselmektedir.
Özel sektör işçilerinin yüzde 21,7’si asgari ücrete erişemiyor. Özel sektörde asgari ücret ve altında ücretle çalışanların oranı yüzde 50,4 ve asgari ücret civarında çalışanların oranı yüzde 64,7’dir.
Kayıt dışı çalışanlarda asgari ücret ve altında ücret alanların oranı yüzde 84,7’dir. Kayıt dışı çalışanların yüzde 23’ü 1.500 TL’nin altında bir gelir elde etmektedir.
Kadınların çok büyük bir bölümü asgari ücret ve daha altında ücretlerle çalışmaktadır. Asgari ücretin yüzde 10 fazlası ve altında ücret alanların oranı genelde yüzde 48,7 iken kadınlarda yüzde 55,6’ya yükselmektedir.
NETİCE:
Pek çok iş lideri, asgari ücretteki herhangi bir artışın tüketicilere fiyat artışları yoluyla yansıtılacağından ve dolayısıyla harcamaları ve ekonomik büyümeyi yavaşlatacağından korkuyor, ancak durum bu olmayabilir. Yeni araştırmalar, fiyatlar üzerindeki geçiş etkisinin geçici olduğunu ve daha önce düşünülenden çok daha küçük olduğunu gösteriyor.
Daha yüksek ücret artışı enflasyonu artırır mı? Avrupa’da tarihsel olarak böyle olmuştur. Ancak ücret artışı ile enflasyon arasındaki bağlantı, son yıllarda düşük enflasyon beklentileri, güçlü kurumsal karlılık ve güçlü rekabet baskıları nedeniyle zayıfladı.
Emeğin fiyatı, yani ücretler, özellikle Avrupa Birliği’nin yeni üye ülkelerinde güçlü bir hızla artıyor. Yine de, şaşırtıcı bir şekilde, enflasyon zar zor yükseldi. Güçlü ücret artışının yakın gelecekte enflasyonu anlamlı bir şekilde teşvik etmeyeceği muhtemeldir.
Kısacası, enflasyon oranı o kadar çok ekonomik faktörden etkileniyor ki, sadece ücret artışını suçlamak çok dar görüşlülük görünüyor.
Ücret Odaklı Enflasyon Diye Bir Şey Yoktur
Ekonomi Danışmanları Konseyi’nin ilk Başkanlarından biri olan Walter Heller ile maliye ve para politikasının göreli önemli bir ekonomi devi Milton Friedman, W.W. Norton & Şirketi tarafından yayınlanan küçük bir kitapta, tartışmak üzere davet edilmişlerdi.
Bu, yalnızca son derece medeni olmakla kalmadı, aynı zamanda kaliteli ekonomi fikirleri halka ileten bir görüş alışverişi oldu.
Bu buluşmanın mevcut makroekonomik tartışmalar içinde özellikle önemli olan bir kilit anı vardır. Bir noktada, Walter Heller ücret artışı enflasyonu fikrini ileri sürdü. Konsept yeterince basitti: Sendikalar veya diğer güçler ücretleri yükseltirse fiyatlar yükselir. Friedman, kısır döngü(totolojik) olduğunu savunarak bu ifadeyi kabul etmedi. Sonuçta, ücret bir fiyattır. Yükselen fiyatların yükselen fiyatlara neden olduğunu söylemek mantık yönünden döngüseldir.
Friedman’ın Heller’a verdiği yanıtın, ne yazık ki yazılı ve görsel medya üzerinde fazla bir etkisi olmadı. Haber programları ve ekonomi yorumcuları, Heller’in iddiasının çeşitlemelerini hâlâ tekrarlıyor: Artan ücretler enflasyona katkıda bulunacak. Herhangi bir günde herhangi bir haber kanalını seçin ve “ücrete dayalı enflasyon” terimini duymanız kaçınılmazdır.
Bu nedenle ve bazen tekrarlama gerektiğinden, bu anlamsız iddianın medyada yansıtılma olasılığını azaltmak için Friedman’ın 1978’deki görüşleri hatırlanmalıdır.
“Elbette, emek üretkenliğini değiştirmeden daha yüksek ücretler talep ederseniz, fiyatlar yükselecektir. Bu, böyle olursa öyle olur argümanı doğrudur. Ancak, aldatıcı bir şekilde doğrudur. Verimlilik artmadığında ücretlerin artırılmasını zorunlu kılmak, daha düşük çıktıya yol açar. Bu da fiyatların yükselmesine neden oluyor. Bu durumda artan fiyatlar, daha az mal üretildiğinin bir belirtisidir.
Tüketici fiyat endeksinde (TÜFE) bu, enflasyon olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, TÜFE’yi daha yakından inceleyen herkes, fiyat artışlarının büyüklüğünün tüketicilere satılan çıktıdaki düşüşün boyutuna bağlı olduğunu görecektir. Örneğin, sermaye yoğun endüstriler, ücret artışı nedeniyle üretimlerini düşürdükten sonra, emek-yoğun endüstrilerden daha küçük fiyat artışlarına sahip olacaklardır.
Bunu fiyatların yükseldiği başka bir örnekle karşılaştıralım: Para arzının genişlemesi. Bir merkez bankası dolaşıma daha fazla para koyarsa, ekonomik birimlerin doğasında olan üretkenlik değişmez. Verimlilik değişmezse, enflasyon yalnızca daha fazla para bolluğunu yansıtır. Yeni para ekonomiye eşit olmayan bir şekilde girebilir, öyle ki ürün fiyatları ve ücretler de eşit olmayan bir şekilde artırılır (ekonomistler katılıklardan bahseder). Bazı ücretlerin diğer bazı ücretlerden ve diğer fiyatlardan önce artması, hane halkının talebinde bir miktar artışa neden olabilir ve diğer malların fiyatları yükselir. Ancak bu, paradaki değişimin neden olduğu enflasyonun bir belirtisidir. Sebep bu değil. Başka bir deyişle, para arzındaki değişikliklere uyum sağlamanın karmaşık sürecinden kaynaklanan bir göz aldanmasından başka bir şey değildir.”
Bu iki durum arasında ayrım yapmamak mantıksal olarak tehlikelidir. Bu tehlike en çok belli bir kamu politikasının etkileri tartışılırken görülür. Örneğin Biden yönetimi, ücretleri artırmak için birçok sendika yanlısı çalışma politikasını zorladı. Pek çok muhafazakar, bunun sırasıyla ücretleri ve fiyatları artıracağını savunarak yanıt verdi. Pek çok iktisatçı, durumun böyle olmadığını gösterdi. Sendikalar daha yüksek fiyatlara neden olabilir, ancak bu sadece firmaların bazı işçileri işten çıkararak üretimi kısmak zorunda kalması ölçüsündedir. Bu tür sendika yanlısı politikalara karşı çıkılabilecek bir durum söz konusu da olabilir. Bununla birlikte bu durum, enflasyon oranları üzerindeki etkiden ziyade, çıktı üzerinde etki temelindedir.
Umalım ki sık sık dile getirilen bir noktanın bu tekrarı, akıllara kazınır.
KAYNAK:
Vincent Geloso – August 31, 2022 There Is No Such Thing As Wage-Driven Inflation
Osman Akgül, Abdullah Miraç Bükey, Minimum Wage Relationship Between Inflation and The Wage-Price Spiral in Turkey
TCMB yayını, Wage Distribution and Effects of Wages on Inflation in Turkey,
The Effect of the Minimum Wage on Prices, Sara Lemos, Discussion Paper No. 1072, docs.iza.org,
Josh Bivens, Inflation, minimum wages, and profitsProtecting low-wage workers from inflation means raising the minimum wage, Working Economics Blog, .epi.org, September 22, 2022,
Tejvan Pettinger, Impact of Wage Inflation, 10 January 2022
Nguyen, Cuong 20 March 2011 Do Minimum Wage Increases Cause Inflation?
upjohn.org, Does increasing the minimum wage lead to higher prices?
Debunking: “If You Raise The Minimum Wage, It Will Cause Inflation”, Sep 8, 2016 discomfiting.medium.com,
David Spencer, Jun 9, 2022 .weforum.org Rising inflation is reducing the real wage value of workers,
Richard Varghese, The link between wage growth and inflation is weakening – this is why,
Nov 13, 2019, This article is published in collaboration withIMF Blog, economist, IMF’s European Department.
Michael Pollick, Does Raising the Minimum Wage Cause Inflation? Last Modified Date: July 25, 2023, www.smartcapitalmind.com,
IYAPORN SODSRIWIBOON – GABRIEL SROUR , DOES A MINIMUM WAGE HELP WORKERS? imf.org.